BloggerTheme

Türkçü Toplumcu UyanTürk

Atsız Diyor ki:

Atatürk Diyor ki:

Atatürk’ün, kıçlarına teneke ve boyunlarına yağlı urgan bağladığı iki kesim var ülkemizde.

Atsız der ki: Bugün Türkiye'de Türklüğe ve dolayısı ile Türk bayrağına düşman üç zümre vardır: Moskofçular, kürtçüler ve Siyasi Ümmetçiler.

Atatürk’ün, kıçlarına teneke ve boyunlarına yağlı urgan bağladığı iki kesim var ülkemizde. Biri komünistler diğeri Devşirme çocuğu Siyasal İslamcılar. Komünistler yıllarca onu “Burjuva Kemal!” diye aşağılamaya çalıştılar. Onun yerine Che’yi, Mao’yu, Lenin’i koydular. Onun yıllarca hapislerde süründürdüğü Nazım Hikmet’i baş tacı yaptılar. Müjdat Gezen, Rutkay Aziz, Doğu Perinçek, CHP’nin gençlik kolları gibi tipler 2000’li yıllardan bu yana damarlarında akan bu illegal kanı “Atatürkçülük” ve “Ulusalcılık” adı altında legalleştirmeye başladılar. Yani, Che’yi, Lenin’i… bıraktılar, Atatürk’e döndüler. Ancak içlerindeki “kızıl” ülküyü, “sosyalist” devrim hayallerini söküp atamadılar.

İslamcı kesim ise Atatürk’le bir türlü bağdaşamadı. Onların kuyruk acıları daha fazla olacak ki her dönem Atatürk’ün manevi şahsı ile kavga halinde oldular.

Bu kesim ilk önce Vahdettin dedi. Atatürk’ü Samsun’a onun yolladığını, “Paşa memleketi kurtarabilecek misin?” dediğini, dost gözükerek İngilizleri İstanbul’da oyalamaya çalıştığını, Atatürk’ün kendisine ihanet ettiğini, istese Topkapı’nın bütün hazinesini alıp kaçabileceğini, halbuki tek bir sikke bile almadan ülkeyi terkettiğini yazdılar, çizdiler, anlattılar.

Bunların hepsine cevabı 1998 yılında Şahbaba kitabıyla Murat Bardakçı verdi. Kitabın tüm aşamalarını Vahdettin ve son halife Abdülmecit’in torunu olan Neslişah Sultan bizzat kontrol etti. Bardakçı’ya ailenin özel mektuplarını, belgelerini kitabında kullanması için verdi. Neslişah Sultan ile Murat Bardakçı’nın hazırladığı bu çalışmayla Vahdettin fetişistleri susmak zorunda kaldılar. Atatürk aleyhinde bir daha bahsi geçen söylemlerini öne süremediler.

Sağa baktılar, sola baktılar ve Kazım Karabekir’i buldular. Kazım Karabekir İstiklal Harbimizin öncülerinden, liderlerinden, tetikleyicilerinden biridir. Atatürk’ü Anadolu’ya davet eden, görevden alınmışken “Emrinizdeyim Paşa’m!” diyen, emrindeki orduyu Atatürk’ün emrine veren, Atatürk’ün dehasını görüp kendi olabilecekken onu Milli Mücadele’nin lideri yapan Karabekir Paşa’dır. Kahramanlıkları ve hizmetleri bin yıl anılmayı hak eder niteliktedir. Ancak cumhuriyet kurulduktan sonra binlerce yıl saltanatla yönetilen bu millet ikililiğe gelemezdi. Atatürk modern Türkiye’yi kurarken tek adam yani “dahi diktatör” olmak zorundaydı. Onunla birlikte lider kadrosunda Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak da vardı. Bunlar ikinci adam değillerdi. İkinci adamlar görev adamıydı, verilen emri yerine getirirlerdi. Bunlar; İsmet İnönü, Rauf Orbay ve Celal Bayar’dı. Atatürk, modern Türkiye’yi kurarken kendisini sorgulamayan ve verilen görevi yerine getirebilen ikinci adamları kullanmak zorundaydı. Lider kadrosunu yönetime ortak etmek O’nu yavaşlatırdı. Fevzi Çakmak asker kalmayı seçti. Genel Kurmay Başkanı oldu ve politikaya bulaşmadı. Kazım Karabekir ise Atatürk tarafından siyasetten tasfiye edildi. Karabekir Paşa ilk etapta buna kırıldı. Ancak daha sonra durumu anladı ve bir kenarda beklemeyi kabullendi.

İşte, İslamcılar Vahdettin abazanlığı tutmayınca Kazım Karabekir Paşa’ya yüklendiler. Asıl kahramanın o olduğunu, Atatürk’ün ona tuzaklar kurduğunu, nankörlük ettiğini öne sürdüler. Atatürk’e alternatif yaratma çabalarında Kazım Karabekir’i kullanmaya çalıştılar. Neredeyse Karabekir Paşa Gogıl’ı bulacaktı ki Kazım Karabekir’in küçük kızı Timsal hanım çıktı. “Babam böyleydi, Atatürk böyleydi” dedi. Bu güruha haddini bildirdi. Gogıl’ın icadı bir kaç yıl daha ertelenmek zorunda kaldı.

İçlerinden biri Atatürk’e karşı Enver Paşa’yı öne sürdü. Hayatı başarısızlıklar abidesi olan Enver Paşa için “10 tane Mustafa Kemal eder” dedi. Yandaşları bile badem altından güldüler. Millet “Hadi len!” dedi.

Mustafa Kemal’in Atatürk olduğu dönemden kimseyi bulamadılar. Mecburen Gazi’nin çocukluğuna inmek zorunda kaldılar. Bir de ne görsünler… Sultan Abdülhamit!!!

Onlar Gogıl’ın 1920’lerde icat edildiğini zannediyorlardı ancak Gogıl 1800’lerin sonunda çoktan icat edilmişti bile!

Hemen bu keşfi büyük bir debdebeyle dünyaya duyurdular. Her yerde Abdülhamit sempozyumları düzenlendi. Onun ne büyük bir sultan, ne büyük bir evliya olduğu anlatıldı. Abdest almadan yere basmazmış bu yüzden uyanınca lavaboya kadar tahtaların üzerinde yürürmüş, rüyasında bir ananın feryadını duyar duymaz faytona binip bir eve gitmiş ve anasına tecavüz etmek üzere olan hayırsız ve sarhoş bir oğlanı kılıcıyla öldürmüş…

Türkiye Cumhuriyeti’nin iki katı toprak kaybeden Abdülhamit’e “Bir karış dahi toprak kaybetmemiştir” dediler.

“Abdestsiz hiçbir devlet işine imza atmaz” dediler. 1897 yılında Yunanistan’la yapılan savaş kazanılmasına rağmen masa başında kaybedilmiştir. Ya Abdülhamit o anlaşmaya imza atarken abdest almayı unuttu ya da abdest olayı çok da işe yarayan bir şey değildi…

Şimdilerde Osmanoğlu ailesi de bu durumu iyice harlamaya başladı. Neslişah Sultan 2013’de vefat etmeden önce kılını kıpırdatamayan aile birden bire coştu. Yıllardır nasıl bir psikolojiyle kendilerini güdülediklerini bilmediğimiz bu insanlar Atatürk’ün kendilerine biçtiği rolü oynamak zorundalar. Saltanat hayalleri mi kurmaya başladılar bilinmez ama onların ülke yönetiminde söz sahibi olmaya teşebbüs ettikleri an tekrar buluşma yerimiz Samsun olacaktır.

Konumuza dönecek olursak;
Abdülhamit değersiz bir sultan değildi. Fiili manada son halife ve son Türk sultanıdır. Kendisinden sonra gelenlerin sultanlığı ve halifeliği sadece kağıt üzerinde kalmıştır. Sultan Abdülhamit’in faydalı işlerini, övünülecek taraflarını Nihal Atsız’ın “Göksultan” adlı makalesinden okuyabilirsiniz.

Ancak, bu faydalı işlerin hiçbiri Abdülhamit’i Atatürk’le bir tutmak için yeterli değildir. Bu saçmalığın mantıksal çıkarımı budur.

Abdülhamit ipin ucu çoktan kaçtıktan sonra tahta çıkmış, tüm çabasına rağmen imparatorluğu canlandıramamış, dağılmaktan kurtaramamıştır.

Vahdettin elini taşın altına atmaktan korkmuş, milli mücadeleye taş koymuş, ülkeyi İngilizlere teslim etmiş ve her şey bittikten sonra İngiltere kralına “Sayın ekselansları benim akıbetim ne olacak?” diye sığınma talep etmiş, yani hainlik etmiştir. Kazım Karabekir memleketi kurtarmış, büyük bir özveri ve vatanperverlikle üzerine düşeni fazlasıyla yapmış ve tarihin kendisine biçtiği rolü oynamıştır.

Atatürk ise…
Uzatmayayım,
Atatürk Kuzey’dir. Siz ne kadar insanların akıllarıyla oynarsanız oynayın Türk milletinin gönül pusulası her daim Ata’sını gösterecektir.
Vahdettin hariç hepsinin ruhları şâd olsun.

Nesli tükenmeyecek olan tür: Dönekler

Osmanlı hanedanlığında, devşirmeler Saray çevresinde koltuk kapmaya, yalakalığın bin türlüsünü yapmaya başladığından bugüne memlekette bitmeyen, sorunların en büyüklerinden ve hatta en büyüğü olan bir mesele var:
Döneklik.

Sefer ve savaşlarda kahramanlıklarına hiç rastlamadığımız, Türk’ün çocukları savaştan savaşa koşarken makamların en güzeline kurulan, kaymağın en güzelini yiyen ve var oldukları Türk Milletinin parazit misali üstünden geçinen, dönekler…

Cumhuriyet kurulduktan sonra, Başbuğ Atatürk’ün sofrasında da çokça rastladığımız, cumhurdan çok cumhuriyetçi, kraldan çok kralcı olan,dönekler…

İstisnasız hepsinin Türklük ile sorunu olan, fırsatını bulduğunda Türklüğe olan alerjilerini gün yüzüne çıkaran, menfaatleri diğer tarafa dönmelerini emrettiğinde de memleket ve Türk sevdalısı kesilen, fikirlerini güce, şerefini paraya, vicdanını makama değişmiş, dönekler…

Kimi zaman dinci, kimi zaman cumhuriyetçi, hatta kimi zaman milliyetçi saflarda ün yapmış olsalar da, değişik sıfatlar takınsalar da özünde tek kelime ile anlatılabilecek, dönekler…

Kimi zaman şair, üstat; kimi zaman gazeteci-yazar; kimi zaman aydın, kimi zaman şarkıcı-türkücü dense de başka bir kelime ile hitap etmenin caiz olmadığı,dönekler…

Osmanlı’dan bugüne geçen her gün üzerine koyularak gelen, her çağda işini biraz daha iyi yaptıkları;
Döndükçe alkışlandıkları, alkışlandıkça döndükleri,
En güzel dönenin en güzel makama kurulduğu ;
Necip Fazıllara, Falih Rıfkılara, Şevket Süreyyalara döneklikte meydan okunduğu bir zamandayız…

Vaktiyle attığı bir tivit ile kürt terörü yüzünden şehit olan Türk askerine şehitliği yakıştıramayan;
Türk bayrağındaki Türklükten gocunan, Türk Silahlı Kuvvetlerine bulduğu fırsatta düşmanlığını ağzındaki salyayla çemkiren;
İçindeki iğrençliği yüzüne sirayet etmiş o yaratık, bugün Türk askerine ‘moral vermek’ için sınır karakoluna gidebiliyor.
Çözüm sürecinde dalkavukluğun dibine vurmanın gereği Türk askerine düşmanlık yapan, pkkya terör örgütü demeyen, bugün yine yalakalığın getirisi olarak Türk askerine, ‘başkomutan’ın yanında moral ziyaretinde bulunabiliyor!

Nasıl bir zaman ?…
Dönekliğin ve de iğrençliğin zirvede olduğu bir zaman…

Yine başka bir ‘gazeteci’…
“Gazeteci” deniyor ama gerçekleri anlatma kaygısı olmayan, tek hüneri iyi yalakalık ve dönmek olan bir ‘gazeteci’…
Tam da bu zamanın gazetecisi…
Çözüm süreci zamanında bebek katili, terörist başının serbest kalacağını ‘öngören’, öngörmek ile kalmayıp orta vadede terörist başı için bir ev hapsi gerektiğini söyleyip şimdi de askere ‘moral ziyaretinde’, ‘başkomutan’ın yanında..!

Abdurrahim Karakoç “Dönekname” şiirinde ne güzel özetlemiş:

Kör dikişler atıldı kaypak iradesine
Sökmek istese bile sökemedi bir daha…

Soyundu inancından terk-i edep eyledi
Şerefini göğsüne takamadı bir daha…

Sürdü benlik atını karanlık geleceğe
Dönüp de arkasına bakamadı bir daha…

Ötüken Dergisi - Mert Can Kıyak

Otoriterleşen sistemlerin eğlencesi başka olur...Megri megri,den yaylalar yaylalara Devletimiz makarasında - Hiç Ciddi olmadılarki Hep Makara Kukara.
https://4.bp.blogspot.com/-Foet5ocOa-8/WsLAfEGOBOI/AAAAAAAATQ0/IzqWMgyBSy8YhGkC6AE98syMEHkkgeNowCLcBGAs/s1600/DZzw2xcX4AAV01a.jpg
Afrin'de şehit olan Binbaşı Mithat Dunca gibi binlerce subayın için aşağılık laflar eden; asker kaçağı şerefsiz Rasim Ozan Kütahyalı'nın karısı kevaşe Nagehan Alci ile Afrin pozu vermek yakıştı mı Paşa?
Türk ordusunu ve askerini yıllarca linç edip servet yapan şerefsiz Rasim ve kevaşe karısı Nagehan için az bile. O kanlı servetin her kuruşunun hesabını verecekler. Askere destek için gelenlere bakın, yedi kocalı hürmüz Seda Sayan, Uyuşturucu baronu ve torbacı Deniz Seki,Asker eşleri soyunsun diyen Nagehan Alçı,Pornocu küflü kaşar botoks uzmanı Ajda Pekkan,Şivan Perver itiyle megri megri diye anıran İbrahim Tatlıses;,Din değiştirme rekortmeni Tuğçe Kazaz,HDP-PKKlı akillerden Yavuz Bingöl, Türk bayrağının adı Türkiye bayrağı olsun diyen Pkkya övgüler düzen Mehmetçik peygamber ocağı değildir diyen Aposever Hilal Kaplan
Erotik sahnelerin ve pozların yıldızı kıvırtan Sibel Can.

Birisi binlerce dolar kazanıp saçma sapan bir dizide mit elemanını canlandıran vasıfsızın biri, diğeri daha 2-3 sene öncesine kadar Şivan Perver’le peşmergeyi uğurlayan terörist sevici, öteki de Kendi Yaratığı pisliği temizleyen  TSK’nın başarısından kendine pay çıkartarak fotoğraf çektirmek için oraya gidip askeri üniforma giyen menfaatçi Türk ve Türk ordusunun en büyük düşmanı bir Şaklabanlar. Bir de bunların üstüne 40 asırlık koskoca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanının yanında teröristin oturması, birlikte utanmadan arlanmadan poz vermeleri... Askere bu dalkavuk sürüsü mü moral verecekmiş ? Vah memleketim vah !

Mustafa Kemal Paşa, Komutanlar ve Mehmetçik Hereke’nin onur konuğu. - Tarih: 17 Ocak 1923.

Mustafa Kemal Paşa, Komutanlar ve Mehmetçik Hereke’nin onur konuğu. - Tarih: 17 Ocak 1923.
Kurtuluş Savaşımızda pek çok bölge ve kentimizin ulusal mücadelemize çok anlamlı ve destansı katkıları olmuştur, bunlardan biriside Hereke’dir.

Hereke, Mondros Mütarekesi ile Mudanya Mütarekesi arasındaki dönemde İtilâf Devletleri’nin (İngiltere) işgalinde kalmıştır. İngilizlerin bölgeye gelişinin temel sebebi, İstanbul Boğazını ve İstanbul’u kontrol eden, aynı zamanda Anadolu’nun kapısı durumundaki Kocaeli Yarımadası’nın en stratejik mevkiinde bulunmasıdır. Ancak Hereke ve bölgesi, mevcut jeostratejisini Millî Mücadele’nin hizmetine sunmasını bilmiştir. Öte yandan Lozan görüşmelerinin kesintiye uğraması öncesinde, kuvvetlerimizin Boğazlar bölgesine harekat yapması plânlanmıştı. Bu nedenle Başkumandan, beraberindeki kumanda heyeti ile Hereke’ye gelmiş, yapılacak harekâtın plânlarını incelemişti. Daha sonra I. Ordu birliklerini denetlemiş ve onlara manevra yaptırmıştı. Kurtuluş Savaşı Tarihimize ışık tutacağını değerlendirdiğimiz çalışmaya bu nedenle “Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hereke’de” başlığı konulmuştur.
https://3.bp.blogspot.com/-LRdoM7YnO7M/Wna4KcPwvzI/AAAAAAAAQ28/C5aNTOnDwaowqphIFRNQ_OmFnjy9bs5yACLcBGAs/s1600/1.jpg
İzmit Körfezi’nin kuzey yakasında önemli yerleşim yerlerinden olan Hereke’nin tarihi, M.Ö IX. Yüzyıla kadar gitmektedir. Bizans İmparatorlarından –denizden korkmasıyla ünlü- Heraklius’un, M.S 684’den itibaren bölgeye sayfiye için gelmesinin kentin isminin Hereke olarak anılmasına neden olduğu değerlendirilmektedir.1 Hereke, İzmit’in Akça Koca tarafından feth edilmesinden (1327) bir yıl sonra Osmanlı Beyliği’ne katılmıştır. 2 Osmanlı Beyliği’nin Kara Mürsel Paşa’dan sonra ikinci Emiri Sevahili (Sahiller Beyi- Deniz Kuvvetleri Komutanı) olan Emir Ali Bey (1326-1330) tarafından feth edilmiştir. İzmit’ten kaçarak Hereke Kalesi’ne sığınan Bizans Askerlerini denizden getirdiği birliği ile şimdiki Belediye İskelesinin bulunduğu yere çıkarma yaparak kaleyi kuşatmış ve şehri ele geçirmiştir.(1328) Savaş sırasında Kaleden atılan bir ok kahraman gazimizin gözünü de kör etmişti. Sonuçta şehir ele geçirilmiştir. İleriki yıllarda Osmanlı Ordularında büyük yararlıklar gösterecek olan Timurtaş Paşa’nın babası olan Ali Bey bu savaşta Bizanslıların attığı okla gözünü de kaybedecektir.3 Osmanlı Beyliği’nin bölgeye gelişi Orhan Bey zamanında gerçekleşmiştir. O tarihten 1918 yılına kadar İzmit veya Üsküdar sancaklarına bağlı bir karye (küçük yerleşim birimi) konumunu koruyan Hereke’nin, tarihindeki en önemli olaylar, şüphesiz Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) ile birlikte başlamıştır.

İzmit’in İşgali
Osmanlı İmparatorluğu, -tartışmaları bugün de devam eden siyasi ve politik komplikasyonlar içinde -1 Ağustos 1914’te Almanya İmparatorluğu ile antlaşma imzalamıştı. Bu ülkeden alınan Yavuz ve Midilli zırhlıları ile güçlenen donanması, Karadeniz’deki Rus limanlarını 29 Ekim 1914’te bombalamış, bu suretle I. Dünya Savaşı’na katılınmış oluyordu. Ama ne var ki büyük ümitlerle girilen bu savaş 4 yıl içinde İmparatorluğu yok sınırına getirmişti. Limni Adası’nın Mondros limanında 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mütareke (Ateşkes), gerçekten Anadolu’daki bin yıllık tarihimizin en tehlikeli dönemeçlerinden birisi olmuştur.4

Tamamı 25 madde olan “Mondros Mütarekesi”nin 1. Maddesi (Boğazların açılması ve askerî birliklerimizin İtilâf Devletleri’ne teslim oluşu) ve 7. Maddesi (Müttefikler emniyetlerini tehdit edecek vaziyet zuhurunda herhangi bir stratejik noktanın işgal hakkına sahip olacaklardır)’ne göre İtilâf Devletleri, ülkemizin denizleri ile kalan topraklarına yerleşme hakkını elde ediyorlardı. Nitekim İngiliz, Fransız, İtalyan ve – Averof Zırhlısı ile- Yunan savaş gemileri 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelmekle bu 1. ve 7. maddeleri kendi yararlarına kullanmışlardır.5
https://2.bp.blogspot.com/-h3o5sdpp8Ow/Wna4bSVt5JI/AAAAAAAAQ3A/EiMlJ6zb7N4kdEBfdaBUeHNdkd2MricMgCLcBGAs/s1600/Tamam%25C4%25B1%2B25%2Bmadde%2Bolan%2B%25E2%2580%259CMondros%2BM%25C3%25BCtarekesi%25E2%2580%259Dnin%2B1.%2BMaddesi%2B%2528Bo%25C4%259Fazlar%25C4%25B1n%2Ba%25C3%25A7%25C4%25B1lmas%25C4%25B1%2Bve%2Basker%25C3%25AE%2Bbirliklerimizin%2B%25C4%25B0til%25C3%25A2f%2BDevletleri%25E2%2580%2599ne%2Bteslim%2Bolu%25C5%259Fu%2529%2Bve%2B7.%2BMaddesi%2B%2528M%25C3%25BCttefikler%2Bemniyetlerini%2Btehdit%2Bedecek%2Bvaziyet%2Bzuhurunda%2Bherhangi%2Bbir%2Bstrateji.jpg
Mütareke hükümlerinden yararlanarak 17 Kasımda İstanbul’a gelen İtilâf Devletleri’nin Birleşik Donanması 91’i savaş olmak üzere toplam 167 gemiye ulaşmakla İstanbul Boğazı’nı hatta Marmara’nın kuzeyini bütün bütüne kaplıyordu. Bu bağlamdan olarak irili ufaklı 48 parça savaş ve yardımcı sınıf gemi İzmit Körfezi’ne gelmişti. Hatta bu gemiler için İstanbul’da Harbiye Nezareti’nde teşkil olunan “Mütareke Şubeye” bağlı olarak “İzmit Bahriye Kumandanlığı” kurulmuştu. Bu komutanlık 7 ay kadar faaliyet göstermiş 21 Haziran 1919’da İngiliz kuvvetlerinin bölgeye hakim olması ile iptal olunmuştu.6 Osmanlı İmparatorluğu’nun “Cihan Devleti” olmasını sağlayan en önemli jeostratejik bölgelerden birisi şüphesiz İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı idi. İngiltere – özellikle uzak ve yakındoğu’da ki menfaatlerinin gereği olarak- 18. Yüzyıldan itibaren bu bölge ile çok yakından ilgilenmiştir. Kocaeli Yarımadası, yani İzmit Körfezi’nin kuzeyi ile Karadeniz arasında kalan coğrafi alan İstanbul Boğazı’nın doğu tarafını tamamlıyordu. Ve boğazın kontrolü ancak bu bölgeye hakim olunmakla mümkündü.

Öte yandan Anadolu’nun kapısı ve/ veya İstanbul’la bağlantısının bulunduğu bu bölge – bir anlamda- ülkeninde en önemli stratejik güç merkezi idi. İngiliz kuvvetleri, deniz ve kara güçleriyle bir taraftan İzmit Körfezi’nin kuzey bölgesini işgal ederken, diğer taraftan da kalıcılıklarını sağlamlaştırmak istiyordu. Bu bağlamdan olarak bölgenin etnik yapısını değiştirmek üzere buralara Rum göçmenleri yerleştiriyordu.

Osmanlı Hükûmeti tarafından, Mütareke’den hemen sonra İzmit bölgesine 19 Aralık 1918’de bir nizamiye kıtası sevk edilmiş, hemen sonra I. Fırka K.’lığı konuşlandırılmıştı. XX. Kolordudan İstanbul’daki XXV. Kolordu emrine gönderilen I. Fırka (Tümen) 2 Şubat 1919 tarihinden itibaren bölgede göreve başlamıştı.7 I. Fırka İngiliz kuvvetlerinin İzmit’e yerleşmesine (6 Nisan 1920) kadar bölgede görev yapmıştı. İşgalci İngilizler İstanbul’un işgalinden (16 Mart 1920) sonra 6 Nisan 1920’de İzmit’teki birliklerini takviye etmişler ve daha sonra anılan fırkanın konuşlandığı binalara el koymuşlardı.8

Bunun üzerine I. Fırka subay ve erleri firar ederek bir kısmı Ankara’ya giderken bir kısmı da İstanbul’a gitmişlerdi.9 Heyeti Temsiliye tarafından bölgeye Ankara’da bulunan XX. Kolordu emrindeki 24. Fırka gönderilmişti.10 Bu suretle Kocaeli bölgesi Ankara Hükûmeti yanlısı bir kuvvetin kontrolüne girmiş oluyordu.
https://1.bp.blogspot.com/-BqMhLV0T0UQ/Wna4qFpea3I/AAAAAAAAQ3I/F8cwUI2eZNsun037Ot164bITnDclVdYEACLcBGAs/s1600/Osmanl%25C4%25B1%2BH%25C3%25BCk%25C3%25BBmeti%2Btaraf%25C4%25B1ndan%252C%2BM%25C3%25BCtareke%25E2%2580%2599den%2Bhemen%2Bsonra%2B%25C4%25B0zmit%2Bb%25C3%25B6lgesine%2B19%2BAral%25C4%25B1k%2B1918%25E2%2580%2599de%2Bbir%2Bnizamiye%2Bk%25C4%25B1tas%25C4%25B1%2Bsevk%2Bedilmi%25C5%259F%252C%2Bhemen%2Bsonra%2BI.%2BF%25C4%25B1rka%2BK.%25E2%2580%2599l%25C4%25B1%25C4%259F%25C4%25B1%2Bkonu%25C5%259Fland%25C4%25B1r%25C4%25B1lm%25C4%25B1%25C5%259Ft%25C4%25B1.%2BXX.%2BKolordudan%2B%25C4%25B0stanbul%25E2%2580%2599daki%2BXXV.%2BKolordu%2Bemrine%2Bg%25C3%25B6nderilen%2BI.jpg
İngiliz kuvvetleri bölgenin stratejisine bağlı kalarak İzmit Körfezi’ne gemileriyle kontrol altına alırken, Kara birlikleri de kıyı kesimini kontrol edecek biçimde konuşlanmıştı. Bu bağlamdan olarak 28. Tümen İzmit’te, 242. Tugay Hereke’de bulunuyordu.11 Hereke’deki İngiliz Tugayının karargah binası şimdiki Sümer İlkokulu idi; iki kat olan okulun üst katı tugayın karargahı, alt katı tutuk evi olarak kullanılıyordu. İngiliz komutanlık, sömürge askerlerinin çoğunluğunu oluşturduğu birliklerini sahilde ve halen adı Kışladüzü olarak anılan -ismini o zaman almıştır- şimdiki otoban yolunun geçtiği yerlere konuşlandırmıştı. Bu suretle demiryolu ve İzmit Körfezi kontrol ediliyordu.12 İngiliz birlikleri şehrin batısında birde silâh onarım atölyesi yapmışlardı. Anılan semt halen “Kama Hane- Kamane” olarak anılmaktadır. Yine Hereke’nin 5 km doğusunda bulunan ve o zaman küçük bir köy olan yer, Millî Mücadele nedeniyle işlerin yarıda kaldığı anlamında “Yarımca” adını almıştı.

Mütareke’nin ardından gelen yabancı güçler, ülkedeki azınlıklarla iş birliği yapıyor, hatta onları azdırıyordu. İttihad ve Terakki Cemiyeti üyeleri ülkeyi terk ederken (1918 Ekim sonu) “KARAKOL CEMİYETİ” kurmuşlardı. Cemiyet bölgenin Millî Mücadele yönünden indoktrine edilmesinin yanında Ankara Hükûmetinin personel ve silâh ihtiyacını sağlanmasında büyük hizmetler yapmıştır.13 Mayıs 1920’ye kadar faaliyet gösteren bu tarihten sonra değişik adlarla çalışmalarına devam eden Karakol Cemiyeti’nin Kocaeli Kuvayi Millîye kumandanlığını, aynı zamanda Maltepe Atış Mektebi Müdürü olan Yenibahçeli Şükrü (OĞUZ) Bey yapmakta idi.

Karakol Cemiyeti’nin organize ettiği bölgedeki belli başlı milis güçleri, Dr. Fahri CAN, Yahya Kaptan, Küçük Aslan, Büyük Aslan, İpsiz Recep, Bulgar Sadık, Yüzbaşı Nail, Gebzeli Rıfat, Kuşcubaşızade Eşref Müfrezeleri idi.14 Bunlardan Yahya Kaptan (1891 – 1920) Aralık 1918’de Tavşancıl’da konuşlanmış, Ahırkapı (İstanbul) Cephaneliği baskını, Darıca Un Deposu baskını, Rum çetelerinin imhası ile Enver Paşa’nın amcası Halil (KUT) Paşanın Bekirağa Bölüğünden kaçırılması gibi önemli hizmetler yapmıştı.15 Heyeti Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşaya bağlı olan Yahya Kaptan16 İstanbul Hükûmeti tarafından “Kendi başına hareket ettiği ve halka zulüm yaptığı” gerekçesi ile İstanbul’dan Bandırma Vapuru ile 6 Ocak 1920’de Hereke’ye gönderilen 90 kişilik Jandarma Müfrezesi17 ile Tavşancıl’da yakalanmış ve 8 Ocak 1920 günü şehit edilmiştir.18

İzmit Körfezi’nde kumaş üreten üç fabrika mevcuttu. Bunlardan ikisi (Karamürsel ve Çuhane) İtilâf Donanması tarafından tahrip olunmuştu. Saraya bağlı olan Hereke’deki Fabrikayı Hümayun19 için İstanbul Hükümeti tarafından Koruma Müfrezesi teşkil olunmuştu. Mülazımevvel (Üsteğmen) Osman Efendi komutasında kurulmuş olan 30 kişilik jandarma müfrezesi zaman zaman bölgede asayişin kurulması yönünde de faaliyet gösteriyordu.20 Bölgedeki eşkiya çeteleri bazen fabrikadan haraç istiyorlarsa da Osman Efendinin müfrezesi gerekli korumayı yapıyordu. 29 Mayıs 1919’da çetelerin istediği 1000 lira çetelere karşı konulmak suretiyle verilmemişti.21 Dolayısı ile Hereke Kumaş Fabrikası savaş boyunca faaliyetini sürdürmüştür.
https://2.bp.blogspot.com/-aw-yM6juvQk/Wna5DmrTQCI/AAAAAAAAQ3M/_FkvGo3qt0kkSa4iM3ExhJq29AyYUJzYwCLcBGAs/s1600/Karakol%2BCemiyeti%25E2%2580%2599nin%2Borganize%2Betti%25C4%259Fi%2Bb%25C3%25B6lgedeki%2Bbelli%2Bba%25C5%259Fl%25C4%25B1%2Bmilis%2Bg%25C3%25BC%25C3%25A7leri%252C%2BDr.%2BFahri%2BCAN%252C%2BYahya%2BKaptan%252C%2BK%25C3%25BC%25C3%25A7%25C3%25BCk%2BAslan%252C%2BB%25C3%25BCy%25C3%25BCk%2BAslan%252C%2B%25C4%25B0psiz%2BRecep%252C%2BBulgar%2BSad%25C4%25B1k%252C%2BY%25C3%25BCzba%25C5%259F%25C4%25B1%2BNail%252C%2BGebzeli%2BR%25C4%25B1fat%252C%2BKu%25C5%259Fcuba%25C5%259F%25C4%25B1zade%2BE%25C5%259Fref%2BM%25C3%25BCfrezeleri%2Bidi.14%2BBunlarda.jpg
Erzurum (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919) ve Sivas (7-11 Eylül 1919) Kongrelerinin ardından Heyeti Temsiliye, teşkil olunmuş, kendisine kongre adına karar verme yetkisi tanınmıştı. Mustafa Kemal Paşanın başkanlığını yaptığı Heyeti Temsiliye 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelerek ülke kaderine hakim olmak üzere daha radikal tedbirler almaya başladı. Öte yandan İtilâf Devletleri, 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal ederek -13 Kasım 1918’den beri zaten işgal altında idi- Meclisi Mebusan’ı dağıtmışlardı. Esasen İngilizler 6 Nisan 1920’den itibaren İzmit’teki birliklerini güçlendirmişlerdi. Ancak İngiliz birlikleri geniş bir arazi parçası olan İzmit Körfezi’ni kontrole yetmediğinden, Kuva-yı Millîye Müfrezelerinin Ankara’ya yönelik askerî personel ve mühimmat nakliyatına engel olmaya yetmiyordu. Bunun üzerine Osmanlı Hükûmeti tarafından 18 Nisan 1920’de çıkartılan iki kararname ile Kuva-yı İnzibatiye birlikleri kuruldu. Kuva-yı İnzibatiye birliklerinin temel görevi Kocaeli Bölgesindeki işgal güçlerine yardımcı olmaktı. İki alaydan meydana gelen tümen seviyesindeki bu birlikler, 29 Nisan’da İstanbul’dan vapurlara bindirilip Derince ve Seymen iskelelerinde karaya çıkartıldılar. Süleyman Şefik Paşa tarafından deruhte edilen – İzmit ve Havalisi Fevkalâde Komutanlığı- komutanlığın karargahı, Yavuz zırhlısında bulunuyordu. Kuva-yı İnzibatiye birlikleri İzmit’in 2 km doğusunda Kullar Köyü civarında idiler.22

Mayıs ayında bölgede teşkilâtlanmasını ve konuşlanmasını tamamlayan Kuva-yı İnzibatiye, Haziran içinde Kuva-yı Millîye Kuvvetlerine karşı bir taarruz plânlıyordu. Sivas Kongresi ile birlikte Batı Anadolu Kuvayi Millîye Komutanlığına atanmış olan Ali Fuat (CEBESOY) Paşa, durumu vaktinde öğrenmiş ve 14 – 16 Haziranda yaptığı topyekün bir taarruzla Kuva-yı İnzibatiye birliklerini dağıtmıştı.23 İngilizlerin bölgeye Yunan Kuvvetlerini getirmeleri bu olaydan sonra oluşmuştur.

İngiliz Kuvvetleri İstanbul’un emniyeti ve bölgeye etkin biçimde hakim olmak için Kocaeli yarımadasının kontrol altına alınmasını gerekli görüyordu. Öte yandan Yunan Başkomutanlığı Millî Kuvvetlere İstanbul’dan sağlanan lojistik desteğin engellenmesi için İstanbul – Ankara arasındaki ulaştırma yollarına hakim olunmasını arzu ediyordu. Kısacası Kocaeli yarımadasının kontrolu İngiliz ve Yunan kuvvetlerinin temel stratejisi idi.

Bu stratejik düşünceden hareketle Bandırma’da bulunan General B. Gargarlidis komutasındaki 11. Tümen (veya Manisa tümeni) İngiliz kuvvetlerini takviye etmek üzere Temmuz 1920 sonundan itibaren Derince ve Seymen iskelelerinde karaya çıkartıldılar.24 İngiliz General Iron Sıde komutasındaki 28. Tümenin emrine girdiler. 11. Yunan Tümeninin 16. Piyade alayı Sapanca, 9. Girit alayı Kandıra, 17. Piyade alayı Gebze ve Hereke bölgesinin kontrolü için görevlendirilmiş / konuşlandırılmışlardı.25 Bu duruma göre Hereke’ deki 242. Tugay 17. Yunan alayı ile takviye ediliyordu. Yunan Kuvvetlerinin temel görevi Şile – Hereke ve Kandıra – İzmit hatları arasındaki bölgeyi kontrol altına almak ve bölgeyi Millî Kuvvetlerden temizlemekti. Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı’nın 24 / 25 Haziran 1920 tarihli genelgesi ile Batı Anadolu Kuva-yı Millîye Komutanlığı kaldırılmış yerine “Batı Cephesi Komutanlığı” kurulmuştu. Komutanlığı’na yine Ali Fuat Paşa getirilmişti.26 Bu suretle Kocaeli bölgesinde Türk ve İtilâf Kuvvetleri nizami ordular halinde teşkilâtlanmış oluyorlardı.27 Hereke bölgesine gelen Yunan kuvvetleri kente yakın Tavşancıl, Yukarı Hereke, Kalburcu gibi tepelerde kurulmuş olan küçük yerleşim yerlerinde konuşlandırılmışlardı.28 Öte yandan İngiliz kuvvetleri, Hereke ve civarında kendi kuvvetlerini bulundurmaya ve özellikle sahil kesimi ile tren yolunun kontrolünü kendi birlikleriyle yapmaya özen göstermişlerdir.29 Ancak Kuva-yı Millîye güçleri bu kontrole hiçbir zaman rıza göstermemişlerdir. Mesela Kuva-yı Millîye’nin Haziran 1920 tarihinde İzmit’ten itibaren geliştirdiği taarruz harekatı öncesinde Hereke – Yarımca arasındaki (Arap kalesi altında) tren köprüsü Kuva-yı Millîye kuvvetlerince 2 Haziran 1920 günü tahrip edilmişti.30 Bunun üzerine İngiliz kuvvetleri Derince – Yarımca – Hereke – Tavşancıl ve Diliskelesi istasyonlarını ilâve birliklerle takviye etmişlerdi. Bu bağlamda olarak 12 Haziran 1920 günü Hereke iskelesine yeni birlikler getirilmiş, bu birliklerle ayrı bir müfreze teşkil edilerek tren istasyonu civarına çadırlı ordugah kurulmuştu.31

Ancak İngiliz kuvvetlerince, Hereke de bulunan Fabrikayı Hümayun (Padişahın himayesindeki fabrika)’nın korunmasında Osman Efendinin müfrezesi ile işbirliği yapılmıştır.32 Nitekim çatışmaların yoğunlaştığı 1920 yılı Haziran ve Temmuz aylarında fabrikanın iaşe teminine de kolaylık gösterilmiştir.33 Bunun yanında fabrikanın korunması için gerek askerî personel yönünden gerekse, silâh yönünden icap eden takviyeler yapılıyordu.34 Buna karşılık İngiliz kuvvetleri özellikle İstanbul – Ankara hattında çalışan tren seferlerinde kontrolü son “derece sıkı yapmaktaydılar. Sadrazam Teyfik OKDAY “Paşanın oğlu ve aynı zamanda Padişah VI. Mehmet (Vahidettin)’in damadı Yarbay İsmail Hakkı (OKDAY) bey (1881 – 1977)” 8 Ocak 1921’de “Koyun Tüccarı” vesikası (Kimliği) ile Anadolu’ya geçmek için bindiği Tren Hereke’de durdurulmuş, İngiliz Bnb. yanında Ermeni tercüman olduğu halde treni sıkı bir kontrolden geçirmişti. Bu kontrolden kurtulan İsmail Hakkı Bey İzmit’e geçtikten sonra Batı Cephesi’ne gitmiş II. İnönü savaşlarına 4. Tugay Komutanı olarak katılmıştır.35

İzmit’in Kurtuluşu
Batı Cephesi’nin 25 Haziran 1920’de kurulması ile birlikte bölgedeki milis güçlerin bir kısmı nizami ordu birliklerine katılırken, bir kısmı da yine Ankara Hükûmetinin bilgisi dahilinde ; Karakol, Felah, Muaveneti Millîye gibi çeşitli gizli cemiyetlerin koordinesinde olarak faaliyet göstermişlerdi. Bölgedeki milis güçlerin, Batı Cephesi’ne yaptıkları askerî personel ve mühimmat nakli, savaş boyunca devam etmiştir.36 Esasen Yunan Kuvvetleri 22 Haziran 1920’den itibaren yeniden, harekete geçerek Batı Anadolu’yu ve Trakya’yı işgale başlamışlardı. Nitekim 8 Temmuz da Bursa işgal olunurken, 25 Temmuz da Edirne ele geçirilmiş, burada bulunan I. Kolordu Bulgaristan’a geçmişti.37 Bu tarihlerde bölgede de komutan değişikliği yapılmıştı. 9 Kasım 1920’de Ali Fuat Paşanın Moskova Büyük elçisi olarak bölgeden ayrılması ile Miralay İsmet (İNÖNÜ) Bey Batı Cephesi K.’lığına getirilmişti.38

İsmet Bey Eskişehir’e kadar ilerleyen Yunan Kuvvetlerini, 6-11 Ocak 1921 tarihlerinde İnönü Mevzilerinde yaptığı savunma savaşlarıyla durdurarak I. İnönü Zaferini kazanmıştı. Zaferin ardından 26 Ocak 1921’de Miralay Halit (KARSIALAN) komutasında “Kocaeli Kumandanlığı” kurulmuştu.39 Tümen gücünde ve mürettep tümen veya fırka adıyla anılan bu birlik, yine zaferle sonuçlanan, II. İnönü Savaşı’na (23 Mart – 01 Nisan 1921) katılmıştı. Savaşın hemen sonunda ise (30 Mart 1921) Kocaeli Komutanlığı, Mürettep Kolordu haline getirilmiş ve Miralay Kazım (ÖZALP) Komutanlığa atanmıştı. Kazım Bey Mürettep kolordusu ile İzmit’in kurtarılmasını sağlayacaktır.40 Türk Kuvvetlerinin 6 Ocak –1 Nisan 1921 tarihlerinde yine İnönü mevzilerinde başarıyla yaptığı savunma harekatı, Yunan kuvvetlerini ürkütmüştü. Başkomutan General Papulas başarının sağlanması için, teçhizatı ile birlikte elli iki bin kişilik daha kuvvet istiyordu. Yunan Hükûmeti bu talebi uygun karşılamış, ülkede seferberlik ilân ederek Batı Anadolu’daki kuvvetlerini takviye etmişti.41

Öte yandan Yunanistan yeni birliklerle Anadolu’ya yığınak yapıyor hatta kral Konstantin bu hazırlıkları yerinde görmek üzere Anadolu’ya geliyordu42. Bu bağlamda olarak Yunan Başkomutanlığınca Uşak – Polatlı istikametinde taarruz plânlanmıştı. Taarruz’un amacı Türk Kuvvetlerini kesin yenilgiye uğratmaktı. Türk kuvvetlerinin yenilgiye uğratılması için Anadolu’da bulunan tüm kuvvetlerin Uşak bölgesinde toplânmasına karar verilmişti.43 Bunun içinde taarruz bölgesinde yığınaklanmaya başlanıldı. Bu hazırlıklara bağlı olarak, İzmit’te bulunan 11. Tümenin bir kısım birlikleri deniz yolu ile Seymen ve Derince iskelelerinden Mudanya’ya götürülürken, diğer birlikleri İzmit Körfezi’ne güney kıyılarından (Değirmendere – Karamürsel – Yalova istikametinden) İznik’e intikal ettirildi.44

Ancak Yunanlılar bölgeden ayrılırken geçtikleri yerlerde mezalim uygulamaya devam ettiler. Nitekim İzmit Mürettep Kolordu tarafından 28 Haziran 1921 günü teslim alındığında 300’ün üzerinde şehit tespit edilmişti.45

İzmit’in millî kuvvetlerimiz tarafından teslim alınması İngilizleri telaşa düşürmüştü. Aynı gün bir İngiliz subayı İzmit’i teslim alan Mürettep Kolordu K. Alb. Kazım Bey’le İngiliz Genelkurmayı adına görüşme talebinde bulunmuştu. Kazım Bey İzmit Komutanı Bnb. Emin Hüsnü Beyin aracılığı ile şu cevabı vermişti. “İzmit’e giren Türk kıtaları bölgede kalacaklardır. Ankara’nın vereceği emir doğrultusunda İstanbul üzerine harekât geliştirilecektir.”46 Bu suretle harekâta devam edileceğini işaret eden Kazım Bey, İzmit’in kurtarılmasını müteakip, bir kısım birliğini Derince’ye göndermişti.

İngiliz kuvvetlerinin mevzilerini savunmak üzere gerekli tertip ve tedbirleri aldıkları tespit edilmişti. Millî Kuvvetler İngiltere’yi bütün bütüne karşılarına almamak için buradan öteye – İstanbul istikametine – harekat geliştirmemişti. Millî kuvvetlerimizin Derince’nin batısına geçmesi Mudanya Mütarekesinden sonra gerçekleşecektir. Ancak İzmit’in kurtarılmasından hemen sonra 4 Ağustos 1921’den itibaren tren seferleri normale dönecektir. Bu suretle kuvvetlerimize Ankara – İstanbul demiryolu ulaştırması açılmış- oluyordu.47 Bu tarihten sonra Ankara Hükûmeti, Kocaeli bölgesi ile daha etkin biçimde irtibat sağlamıştır. Millî Kuvvetlerimizin Derince’nin batısına geçmesi ve Hereke’nin kurtarılışı Büyük Zafer’den sonra olmuştur.

Hereke’nin Kurtuluşu
26 Ağustos 1922’de başlayan, 9 Eylül’de İzmir’e (Akdeniz’e) ulaşılması ile sona eren “Büyük Taarruz” ülkenin diğer kesimlerinin düşman kuvvetlerinden temizlemesi için 18 Eylüle kadar “Takip Harekâtı” olarak devam ettirildi.48 Ordularımız İzmir ve Bursa’yı geri aldıktan sonra Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile Trakya’yı kurtarmak üzere harekâtını kuzey yönünde devam ettirdiler. Bu bağlamdan olarak II. Ordu Çanakkale bölgesine konuşlanırken I. Ordu ( III, IV. Kolordular ve Kocaeli grubu ) Kocaeli bölgesine intikal etti.49 İtilâf Devletleri Türk Ordusunun özellikle Boğazlar civarına yaklaşması ve bu bölgelerde tehdit oluşturması üzerine, endişelenerek “Ateşkes” görüşmelerinin ivedilikle başlamasını istediler.50 Konu ile ilgili çalışmalar / görüşmeler devam ederken Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa, kuvvetlerini Boğazlar Bölgesine (Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı) yığarak, stratejik noktaları kontrol altında tutmayı hedefliyordu.51

Çanakkale bölgesinin emniyete alınmasından sonra 3. Kolordu kuzeye yükselerek, bu sırada İzmit’ten Bursa’ya intikal etmiş olan Mürettep Kolordu ile birleşti. Her iki kolordu birlikte hareketle 27 Eylül 1922 tarihinden itibaren İzmit’e geldiler. Körfezin kuzey yakasına yani Derince- Şile hattına yöneldiler. 3 Ekim günü Gebze – Şile hattına ulaşan süvari birlikleri ilerleyişlerini buradan da devam ettirerek İstanbul Boğazı’nın doğu sınırına ulaştılar. Burada verilecek emirlere göre tertiplenmek üzere beklediler. Dolayısı ile 3 Ekim 1922’den itibaren Hereke ve civarı da Türk Kuvvetlerinin kontroluna geçmiş oldu.52 Mudanya görüşmelerinin başladığı 3 Ekim günü kuvvetlerimizin durumu yukarıda anlatıldığı şekilde idi.

Ancak Mudanya’da yapılmakta olan “Ateşkes” görüşmeleri istenilen biçimde devam etmiyordu. Görüşmeleri sürdürmekte olan İsmet Paşa, Başkumandanlığa Kocaeli Yarımadasındaki 1. ve Çanakkale bölgesindeki 2. Ordulara her an harekâta hazır olmalarının gereğini bildirdi. Bunun üzerine, 6 Ekim 1922 günü saat 16:15’de bizzat Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından, Genelkurmay Başkanlığı ve Batı Cephesi Komutanlığına (her iki makamda Mareşal Fevzi ÇAKMAK tarafından deruhte ediliyordu.) Kocaeli bölgesinde bulunan tüm birliklerin “6/7 Ekim 1922 gecesinden itibaren İstanbul üzerine harekete geçmeleri emri verildi. Zaten bu kuvvetler Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının stratejik mevkilerine yerleştirilmekle Boğazların ve İstanbul’un gerektiği anda geri alınması amacı güdülmüştü.53 Kuvvetlerini ileri harekât için sevk eden Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), bu suretle İstanbul bölgesi ile Trakya’ya ait temel stratejisini ortaya koyuyordu.

Başkumandanlığın Kocaeli’deki I. Ordu birliklerine verdiği “Harekât Emri” Mudanya Konferansı süresince geçerliliğini devam ettirmiştir. Birliklerimizin ilerleyişini İstanbul’da yayınlanan gazetelerin 7 Ekim 1922 ve onu takip eden günlere ait nüshalarında ayrıntıları ile görmek mümkündür. 3. Kolordu Birlikleri 10 Ekim günü Kartal ve Şile hattını geçtikten sonra, ilerleyişlerini İstanbul Boğazına doğru devam ettirerek Riva’ya gelmişler, yani Boğaza 15 Km kadar yaklaşmışlardı.54 Ancak Mudanya görüşmelerinde Türk Ordusunun boğaza bu kadar yaklaşması onaylanmamıştır. Nitekim 12 Ekimde imzalanan Mudanya Mütarekesi’nin 11. Maddesine göre; Darıca- Gebze- Şile hattı İtilâf Devletleri ile TBMM arasında sınır (Hattı Fasıl – ara hattı) olarak belirlenmiş, bu hattın 15 km doğuda kalan kısmı, yani Gebze – Tavşanlı sırtları arasındaki alan “Tampon Bölge” olarak tespit edilmişti. Yine sözleşme gereğince anılan bu tampon bölgedeki karayolu (şose) her iki tarafın kullanımına açık olacaktı.55

Bilindiği gibi Mudanya Mütarekesi 15 Ekim 1922 gününden itibaren yürürlüğe girmiştir. Batı Cephesi komutanlığının 11 Ekim 1922 günü yayınladığı 42 sayılı ordu emri ile Nurettin (SAKALLI) Paşa komutasındaki I. Ordu İzmit’e konuşlanacaktı. I. Ordunun aynı gün yayınladığı 43 sayılı Kolordu emri ile Şükrü Naili (GÖKBERK) Paşa (1876-1936) komutasındaki III. Kolordu karargahı 15 Ekim 1922 tarihi itibari ile Hereke’ye, konuşlandırıldı. Kolordu bağlısı Alb. Salih (OMURTAK) Bey komutasındaki 61. Tümen Yarımca – Derince arasındaki bölgeye, Alb. Abdurrahman Nafız (GÜRMAN) komutasındaki I. Tümen Dilburnu – Demirciler- Denizli bölgesi (Gebze – Tavşancıl arası)’ne konuşlandırıldı. Bu tümenin bir taburu Tavşanlı’ya, III. Kolordu bağlısı 56. Topçu Alayı Tavşancıl’a konuşlandırıldı.56 (Bu kuvvetler, Lozan Antlaşması’nın imzalanması (24 Temmuz 1923)’nı müteakip 6 Ekim 1923’te İstanbul’a girecektir.)

Bu anlattığımız bilgiler ışığında Hereke’nin kurtuluşunu fiili ve hukuki olmak üzere iki ayrı noktada incelemek gerekir.

Hereke fiili olarak; 27 Eylül’den itibaren Kocaeli Yarımadasına gelerek harekâta başlayan 3. Kolordu ve Mürettep Kolordu birliklerinin bölgede kontrol tesis ettiği 3 Ekim 1922’de kurtarılmıştır.

Hereke’nin hukukî yönden kurtuluş tarihi; Mudanya Mütarekesinin yürürlüğe girdiği 15 Ekim 1922 olması gerekir. Mütarekenin II. Md.’ne göre Garp Cephesi tarafından verilen emirle 3. Kolordu Komutanlığı 15 Ekim 1922’de Hereke’de resmen konuşlanmıştır. Bu duruma göre Türk askerînin resmen şehirde konuşlandığı 15 Ekim 1922 gününün Hereke için “Millî Kurtuluş” günü olarak kabul edilmesi gerekir. Nitekim Genelkurmay Arşivi (ATASE)’nden yaptığımız araştırma da Hereke’nin Kurtuluş gününün 15 Ekimin olması gerektiğini doğrulamaktadır.

III. Kolordu Hereke’de bir yıl kalmıştır, kolordu karargahı olarak İngilizlerin terk ettiği Fabrikayı Hümayun İlkokulu seçilmişti. Bu bina daha sonra bir taraftan eğitim verirken diğer taraftan da Hereke Nahiye Müdürlüğü’nün makam odalarını da bünyesinde bulundurmuştur. Lozan Barış Antlaşması’nın (24 Temmuz 1923) yürürlüğe girmesi (23 Ağustos 1923)’ni müteakip 2 Ekim 1923’te işgal orduları İstanbul’u terk etmiş, yerine Şükrü Naili Paşanın komuta ettiği III. Kolordu 6 Ekim 1923 günü İstanbul’a gelmişti. Bu nedenle Şükrü Naili Paşanın ailesi Hereke’ de bir yıl kalmıştı. Daha önce Mersin’de bulunan eşi Nazire Hanım ve üç çocuğu (Turgut, Macit ve Saadet) Mudanya Mütarekesi’nin ardından trenle Hereke’ye gelmişlerdi. İstasyonun batı tarafındaki ahşap binaya (halen mevcut değildir, yerinde gazino vardır) yerleşmişlerdi. Fabrikayı Hümayun’a ait olan bu bina lojman şeklinde olduğundan yanındaki dairelere Kurmay Başkanı Hayrullah Bey (Tümgeneral Hayrullah FİŞEK) ve yaver Yüzbaşı Hafız, Hüsnü Bey ile aileleri yerleşmişti. Ancak bölgede askerî faaliyetler yoğun olduğundan okullarda eğitim yapılamamış, dolayısı ile çocuklar okula gidememişlerdi.57 Şükrü Naili Paşa Fabrikayı Hümayun’a ait olan Kayzer Köşkünü makam binası olarak kullanmıştı. Kızı Saadet Hanım yazın bu binada kaldıklarını anlatmaktadır. III.kolordu komutanı Ş. Naili Paşa ve bir kısım birlikleri 5 Ekim günü Hereke şehir iskelesine gelen Seyrisefain İdaresine ait Pendik vapuruna yerleşmişlerdi. O gün öğleden sonra Fabrika Müdürü Agah (ATEŞ) Bey askerî erkana çay ziyafeti vermişti. Hereke halkının 6 Ekim 1923 sabahı büyük bir coşkuyla uğurladığı Pendik vapuru aynı gün İstanbul Sirkeci rıhtımına gelerek şehrin “Hakiki sahiplerince teslim alınmasını” sağlamıştı.58 Kolordunun İstanbul’a gitmesinin ardından Şükrü Naili Paşanın da ailesi –yine trenle- İstanbul’a gitmişti.

Gazi Mustafa Kemal Paşanın Hereke’ye Gelişleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Reisi ve Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa İzmit bölgesine Büyük Taarruzdan önce de gelmişti.59

Mustafa Kemal Paşanın 11-24 Haziran 1922 tarihleri arasında yaptığı bu gezinin pek çok amacı vardı. Yunan Hükûmeti Anadolu Harekâtını yöneten General Papulas’ın yerine General Hacı Anesti’yi atamış, anılan general 5 Haziran 1922’de İzmir’e gelerek göreve başlamıştı. Yeni başkomutan Trakya’da bulunan birliğini (6. Tümeni) Kocaeli’ye getirerek buradan – diğer kuvvetleriyle birlikte- Eskişehir istikametinde taarruz harekatı geliştirmeyi düşünüyordu. Bu bağlamda olarak General Hacı Anesti, 10 Haziran 1922 tarihinden beri Uşak civarındaki birliklerini denetlemekte yeni plânlamalar yapmakta idi.60 Öte yandan 16 Ekim 1921 tarihinden beri I. Ordu K.’lığı yapan Ali İhsan (SABİS) Paşa Cephe komutanı İsmet (İNÖNÜ) Paşa ile geçinemiyordu. Görevden alınıp yerine başka bir komutanın atanması gerekiyordu.61

Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa yanında Millî Müdafaa Vekili (MMV) Kazım (ÖZALP) paşa olduğu halde Ankara’dan Sarıköy İstasyonu’na gelmişti. Burada MMV Kazım Paşa ve Batı Cephesi K. İsmet Paşa ile Ali İhsan Paşa konusunu ve Büyük Taarruz’un yapılacağı tarih hakkında görüşmeler yapmıştı. Yapılan görüşmede “Büyük Taarruzun” Ağustos sonunda yapılmasına karar verildikten sonra Başkumandan Adapazarı’na hareket etmişti. Kazım ve İsmet Paşalar kendisinden ayrılmış, I. Ordu K.’lığı sorununa çözüm bulmak üzere Batı Cephesi karargahına gitmişlerdi.62 Başkumandan Adapazarı’ndaki İmalâtı Harbiye Fabrikası ile Kocaeli Grubunun denetlemesini yapmak üzere yoluna devam etmişti.

14 Haziran Çarşamba günü Adapazarı’na gelen Başkumandan, burada İstanbul’dan – Ankara’ya birlikte gitmek üzere gelmiş olan annesi Zübeyde ve kardeşi Makbule Hanımlarla görüşmüş şehirde iki gün kalmıştı. Yanında Kocaeli Grubu Kumandanı Miralay Halit (KARSIALAN) ile birlikte bölgedeki birliklere, denetlemelerini yaptıktan sonra 17 Haziran Cumartesi günü saat 18:00’de trenle İzmit’e gelmişti.63 İzmit Merkez Komutanı Kaymakam Hüseyin Hüsnü Bey, Belediye Reisi Abidin Bey, Müdafaa-i Hukuk Reisi, Mülkiye Müfettişi Emin Bey ile İstihbarat Müdürü Cevdet Bey tarafından karşılanan Mustafa Kemal Paşa, halkın coşkun tezahüratı arasında saat kulesi civarında bulunan ve kendisine tahsis olunan kasra gitmişti.64 Mustafa Kemal Paşa, Sultan Abdülaziz tarafından 1874 yılında yaptırılan bu kasırda kısa bir süre istirahat ettikten sonra, çeşitli heyetleri kabul etmişti. Bu arada TBMM’nin İstanbul’daki Temsilcisi (Hilali Ahmer – Kızılay Başkanı) Hamit Bey ile görüşmüştü. Kendisinden Fransız gazetecisi Claude Farrare ile 18 Haziran Pazar 1922 günü İzmit’te plânlanmış olan görüşme randevusuna ait bilgi sorulmuştu. Plânlamaya göre Fransız yazar 18 Haziran günü bir Fransız Torpidosu ile gelecek, körfezin kıyılarındaki Mürettep Kolordu’ya ait topçu bataryaları Fransız Savaş gemisine ateş açmayacaktı.65

Claude Farrare, 18 Haziran 1922 Pazar günü saat 11’de Tuareg adlı Fransız Torpidosu ile İzmit’e gelmişti. Yanında mihmandarı Ercüment Ekrem, Hilaliahmer (Kızılay) Reisi Hamit, Gazeteci Mecit ve Ahmet Emin Beyler bulunuyorlardı. Şehrin ileri gelenleri limanda demirleyen torpidoya sandallarla giderek Fransız yazar’a hoşgeldiniz demişlerdi. Daha sonra kıyıya çıkan Claude Farrare Fransız Millî Marşı ile karşılanmış, İzmit Tütün Şirketi Müdürü Yusuf Osman Bey Fransızca yaptığı konuşma ile günün önemini anlatırken, Fransız yazarın gelişinden duyulan memnuniyeti beyan etmişti.66

Claude Farrare, Türk Bayrağını öperek yaptığı konuşmada “Ben sizi müdafaa etmekle, ancak hak ve hakikati savunmuş olmaktayım. Bu görevime devam edeceğim” diyordu.67 Daha sonra kendisinin ikametine tahsis olunan Portakalzade Hafız Ali Rüştü Beyin evinde bir müddet istirahat ettikten sonra, Mustafa Kemal Paşanın bulunduğu kasra gitmiş, birlikte öğlen yemeği yemişlerdi. Yemekten sonra iki saat kadar süren bir mülâkat yapılmış, daha sonra Tersane Meydanı’nda (şimdiki Merkez Bankasının bulunduğu yer) Claude Farrare onuruna oyunlar düzenlenmişti. Akşam Saat: 630’da Mustafa Kemal Paşanın bulunduğu kasrın büyük bahçesinde 120 kişilik çay ziyafeti verilmişti. Ziyafette sivil bir elbise giymiş olan Mustafa Kemal Paşa’nın sağında Claude Farrare, Hamit Bey, sol yanında Ercüment Ekrem Bey ve onun yanında da Yaveri Cevat Abbas (GÜRER) Bey yer almıştı.68 Başkumandan ziyafet sonunda yaptığı konuşmada:

“Ülkenin İtilâf Devletleri tarafından işgal edilmesini, Yunanlıların Türk halkına yaptığı gayri insani tecavüzleri, yerleşim yerlerini harabeye çevirdiklerini belirtmişti. Düşmanların Türkiye’nin Hıristiyanlara zulüm ettiği iftirasından yakınan Mustafa Kemal Paşa, yeni Türkiye Devletinin yaptığı her türlü icraatından tarihe ve medeniyete karşı hesap vermeğe hazır olduğunu söylüyordu. Yeni Türk Devletinin askerlikte olduğu kadar eğitim ve ekonomi konularında da gayretler sarf edeceğini/sarf etmesi gerektiğini anlatan Başkumandan, milletin Sevr Antlaşması’nı69 yani esir olmayı kabul etmediği için Yunanlıların saldırısı ile idam edilmek istendiğini ancak buna asla razı olmayacaklarını” beyan ediyordu. Mustafa Kemal Paşa Claude Farrare’nin ziyaretlerinden memnun olduğunu, ancak Türkiye’nin bu acı durumunu kendisine göstermekten üzgün olduğunu belirterek konuşmasını bitirmişti.70

Fransız gazetecisi Claude Farrare cevaben yaptığı konuşmada, “Tarihî bir değeri olan İstanbul’u ziyaretinde, bu büyük şehrin işgal altında olmasından” duyduğu üzüntüyü dile getirmişti. Ancak Fransız gazeteci İzmit’te gördüğü “Millî Mücadele Ruhundan” teselli oluyordu. Türk Milleti zalim ve alçak adamların oluşturduğu düşmanlarına karşı bağımsızlık uğruna, insanlık adaleti uğruna savaş veriyordu. Bu mücadelenin azimli ve sebatkar (dirençli) Millî Meclisi ve onun hükûmeti, en önemlisi başındaki kutsal kumandanın önderliğinde yapılmakta oluşu, zaferin kesin olarak kazanılacağını işaret ediyordu. Fransız yazar, konuşmasını bu kutsal mücadeleyi kutlayarak sonlarken Mustafa Kemal Paşa ve Türk halkına olan samimi duygularını şahsı ve Fransız memleketi adına sunuyordu.71

Mustafa Kemal Paşa Ordu birliklerini denetlemesi ile ilgili olarak İstanbul’dan gelen gazetecilerden, gazeteci A Emin (YALMAN) Beye verdiği demeçte, “Ordudaki yüksek manevî kuvvetin dayanma, azim, iman, şevk ve sevincin çok defa gözlerini mutluluk yaşlarıyla dolduracak derecede etki yaptığını” söylemişti. Bu suretle O, Yunan Başkumandanı’nın icra ettiği “Yunan kuvvetlerinin kıpırdanma girişimlerine” karşı caydırıcı bir hareketle –denetlemelerle- cevap veriyordu. Mustafa Kemal Paşa 19 Haziran Pazartesi günü saat 10’da yine özel tren ile İzmit’ten Adapazarı’na döndü. Mustafa Kemal Paşanın dönüşü sırasında, yanında Claude Farrare bulunuyordu. Adapazarı’na kadar birlikte seyahat ettikten sonra Fransız yazar ertesi günü tekrar İzmit’e oradan da İstanbul’a dönmüştü.72 Başkumandan Adapazarı’ndan itibaren Ankara’ya gidiş yolu istikametinde yine askerî birlikleri – atışlı tatbikat yaptırarak- denetlemişti.73

Gazi Mustafa Kemal Paşa İzmit’i ikinci kez 16-19 Ocak 1923 tarihleri arasında ziyaret etti. Büyük Zaferden sonra ilk kez yapılan ve 14 Ocak 1923 günü başlayıp I. İzmir İktisat Kongresi ( 17 Şubat – 5 Mart 1923)’ne kadar devam eden yurtiçi gezisi sırasında İzmit, Yarımca, Hereke ve Tavşancıl ziyaret edilmişti.74 Bu gezinin de önceki gibi ülke kaderini ilgilendiren değişik amaç ve hedefleri vardı. Bunlar özetle: Lozan görüşmelerinin olumsuzlukları nedeniyle orduların hazır tutulması, halkın yapılmakta ve/ veya yapılacak olan inkılâplara hazırlanması ile yeni devletin sosyal ve ekonomik standartlarının tespiti ve dünyaya ilânı için İzmir İktisat Kongresi’nin toplanmasıydı. Bu hususların tamamının gezi sırasında yerine getirildiği görülmektedir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, bu seyahatini Büyük Nutuk’ta şöyle anlatmaktadır.

“Efendiler, saltanatın ilgası, Hilâfet makamının selâhiyetsiz kalışı üzerine, halk ile yakından temasa gelerek, ahvali ruhiye ve temayülâtı fikriyeyi bir daha tetkik etmek mühimdi. Bundan başka Meclis son senesine dahil olmuş bulunuluyordu. Yeni seçim münasebetiyle Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti’ni siyasî bir fırkaya tahvil etmeye karar vermiştim. Sulh gerçekleştiği takdirde cemiyet teşkilâtımızın, siyasî fırkaya dönüşmesini lüzumlu görüyordum. Bu hususta da halk ile bizzat hasbihal etmeyi uygun ve faydalı mütalaa ediyordum. Zaferden sonra talim ve terbiyeye başlamış olan ordumuzu da yakından görmek istiyordum. İşte bu maksatlarla Garbi Anadolu’da bir seyahat icra etmek üzere 14 Kanunsani (Ocak) 1923 tarihinde Ankara’dan hareket ettim.

Eskişehir’den itibaren İzmit, Bursa, Balıkesir ve İzmir’de halkı münasip mahallerde toplayarak uzun hasbıhallerde bulundum. Ahalinin bana istedikleri gibi serbestçe sualler tevcih etmesini talep ettim. Sorulan sorulara cevap teşkil etmek üzere, altı saat, yedi saat devam eden uzun konferanslar verdim.”75

Başkumandan’ın gezisini gerekli kılan nedenlerin başında yine askerî konular vardı:

Mudanya Ateşkes sözleşmesinden hemen sonra Batı cephesi ordularında en yaşlı doğumlulardan itibaren –1881’den 1898’e kadar olmak üzere– 17 sınıf asker terhis edilmiş dolayısıyla mevcutlar yarı yarıya azalmıştı.

Ancak bu uygulama Lozan’da yapılacak veya yapılmakta olan Barış Görüşmeleri için olumsuz bir etki yapabilirdi. Nitekim II. Ordu komutanı Yakup Şevki (SUBAŞI) Paşa 11 Kasım 1922 tarihinde ve I. Ordu Komutanı Nurettin (SAKALLI) Paşa 30 Kasım tarihinde Genelkurmay Başkanlığına yazdıkları yazılarla bu terhisin uygun olmadığını belirtiyorlardı.76 Lozan görüşmelerini istenen biçimde sürdürülmesinde orduların gücü önemli bir faktör olduğu gibi, görüşmeler kesintiye uğrarsa yine bu kuvvetlere gereksinim olabilirdi. Başkumandan uğradığı yerlerde birliklere manevra ve tatbikatlar yaptırmakla bir taraftan TBMM’nin kesin tavrını ortaya koyarken diğer taraftan da ordunun güçlü olduğu izlenimi vermek istiyordu.

Gerçektende 20 Kasım 1922’de başlayan Lozan Görüşmeleri Kapitülasyonlar, Musul, Boğazlar gibi ana sorunlarda istenen biçimde gelişemiyordu. Lozan Baş Delegesi ve Hariciye Vekili İsmet (İNÖNÜ) Paşa 20 Aralık 1922 tarihinde İcra vekilleri Heyetine gönderdiği raporda “Konferansın kesilme ihtimali vardır. Konferansın kesilme krizlerine karşı İstanbul’da ve orduda daima hazır bulunmak gerekmektedir” diyordu.77 İsmet Paşa 23 Aralık 1922 tarihinde gönderdiği diğer telgrafta: “Boğazlar, azınlıklar, kapitülasyonlar….. konularında lehimize insani bir karar vereceklerinde şüphem vardır. Konferansın kesilmesine hazırlıklı olunmalıdır, bu kesilme ansızın olabilir…. Konferans, bugünkü zihniyetinde olumlu bir hedefe yönelmiş değildir. Trakya’da bulunan Refet Paşaya vaziyete göre talimat veriniz.”78

İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf (ORBAY) Bey, Genelkurmay Başkanlığına gönderdiği 21 Aralık 1922 tarihli yazı ile “Lozan görüşmelerinde boğazlar ile ilgili müzarekelerin kritik bir devreye girdiğini, konferansın kesilme olasılığının bulunduğu İsmet Paşa tarafından iletildiğini” bildiriyordu. Rauf Bey, bununla kalmamış, Hükûmet tarafından gerekenin yapıldığını Lozan’da İsmet Paşaya bildirmişti.79 Bunun üzerine Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi komutanı Fevzi (ÇAKMAK) Paşadan “Konferansın kesilme olasılığının yakın olduğuna göre orduların hızla harekete geçirilmesi, ilk hedeflerinin ne olması gerektiği ve Trakya’da hareket tarzları hakkındaki düşüncelerini bu konuda şimdiden alınması gereken önlemlerin ordulara emir buyurulmasını ve bildirilmesini rica ediyordu.80 Bu son durum üzerine Hereke’deki III. Kolordu Gebze’ye, Bursa’daki IV. Kolordu Sapanca ve İzmit bölgelerine intikal ederken, Batı Cephesi Karargahı Bursa’ya naklediliyordu. Bu suretle II. Ordu Çanakkale I. Ordu İstanbul Boğazına yapılacak mutasavver harekat için tertiplendirilmiş oluyorlardı.

Ayrıca İzmir ve İzmit Körfezlerinin de mayınlanmalarına karar verilmişti. Bu tarihlerde yapılan mayın döküş harekatı ile İzmit Körfezi’nin Dil Burnu – Hersek Burnu arası mayınlanmıştı.81 Bu suretle Gebze civarında bulunan “Hattı Fasıl-Ara Hattı” denizden de devam ettiriliyordu. Aynı plânlama gereğince I. Ordu birlikleri İstanbul Boğazı’nın doğusuna hücum ederken Trakya’da Refet (BELE) Paşa komutasındaki birlikler Boğazın batısına taarruz edecekler bu suretle İstanbul tamamiyle ele geçirilecekti.82

Esasen İngiltere İstihbarat servisi, Lozan’dan gelip giden telgraflar ile Türk makamları arasında yapılan yazışmaları zamanında elde ediyordu. Nitekim yukarıda belirtilen yazışmalar İngiltere Hükûmetine ulaşmıştı.83

Öte yandan Türkiye konferansın gidişine paralel olarak, gerekli her türlü askerî önlemleri gecikmeksizin alırken, İngiltere ve Yunanistan’ da buna benzer davranışlar içinde idi. Yunanistan Batı Trakya’daki kuvvetlerini arttırıyor, Lord Curzon İngiliz askerî makamlarını gerekli önlemlerin alınması ve olağanüstü bir durum ortaya çıkarsa uygulanacak bir harekat plânı hazırlanması yolunda – kuvvetlerin Gelibolu yarımadasında toplanmasını- uyarıyordu.84 Mustafa Kemal Paşanın yurt gezisine çıktığı 14 Ocak 1923 günü I. Ordu Gebze’ye yani İstanbul’un 30 km’ sine kadar, II. Ordu ise aynı şekilde Çanakkale Boğazı yakınlarında yığınaklanmıştı.85 I. Ordu komutanı bununla kalmamış birliklerinden seçtiği 3000 kadar askerî sivil giyindirerek, Beykoz ve Sarıyer bölgelerine yerleştirmişti. Geçit Teşkilaâtı adı verilen bu birlik İstanbul’a yapılacak harekâtı içeriden destekleyecekti. Geçit Teşkilâtı Lozan Antlaşması’ndan sonra dağıtılmıştır.86 Yukarıdaki bilgilerden anlaşılacağı gibi Başkumandanın gezisinde askerî düşünceler ağırlık taşıyordu.

Nitekim Mustafa Kemal Paşa Ankara’dan ayrıldığı 14 Ocak 1923 günü Lozan’da İsmet Paşaya gönderdiği telgrafta “Yarın orduları denetlemeye çıkıyorum. Aynı zamanda bu geziyi siyasî dahi kılacağım. Halkla yakından uzun uzun görüşeceğim.” demekle İsmet Paşayı durumdan haberdar etmişti.87

Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa 14 Ocak 1923 günü Ankara’dan ayrılmakla yurtiçi gezisi başlamış oldu. Ne var ki aynı gün İzmir’de tedavi görmekte olan Annesi Zübeyde Hanım 66 yaşında vefat etmişti. Acı haber kendisine 15 Ocak günü Eskişehir’ de bildirildi. Ancak O yapacağı “yurtiçi gezisini, orduların denetlenmesini ve basın toplantılarına” çok önem veriyor ve gezisini ertelemeyi düşünmüyordu. İzmir’e bir telgraf çekerek “Verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti, Merhume’nin münasip tarzda merasim-i tedfiniyesini ifa ettiriniz, Cenabı Hak, Millete hayat ve selamet versin” demişti.88

Mustafa Kemal Paşa 16 Ocak 1923 günü saat 16:30’da İzmit’e geldi, o gün – daha önce kalmış olduğu- İzmit kasrında İstanbul gazetecileri ile ertesi sabah saat 03:00’e kadar devam eden konuşma düzenledi. Bu konuşmaya İstanbul Milletvekili Adnan (ADIVAR) Halide Edip (ADIVAR), İstanbul’un belli başlı gazetelerinin temsilcileri; Ahmet Emin (YALMAN) Velit Ebüzziya, Suphi Nuri, Yakup Kadri (KARAOSMANOĞLU), İsmail Müştak, Falih Rıfkı (ATAY) ile Anadolu’da İleri Gazetesinin İzmit muhabiri Hakkı (KILIÇ) Beyler hazır bulundular. Yapılan konuşmalarda; Mudanya Mütarekesi, Lozan Barış Konferansı’nda tartışılan konular, dış politikayı ilgilendiren önemli sorunlar ile devletin idaresine ait temel kurumlar görüşüldü.89

Başkumandan gezisinde Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı Mareşal Fevzi (ÇAKMAK) Paşa ile Büyük Millet Meclisi Reisi Kazım Karabekir Paşa da bulunmakta idi. Ordu birliklerini – Millî Mücadele’mizi bu üstün komutanlarıyla birlikte- denetliyordu. Geziye İstanbul’dan çağrılan –İlk sinemacılarımızdan Cezmi (AR) ile Şükrü (SEDEN) Beylerde katılmıştı. Görevleri gezi ve askerî manevraları filme çekmekti. Cezmi ve Şükrü Beylerin çektiği filimler İstanbul’da Kemal Film Laboratuar’ ın da hazırlanıp ülkenin sinema olan kentlerine dağıtılmıştı. Halka gösterilen, büyük zaferin coşkusunu yaşatılan bu filimler Kurtuluş Savaşımız’ ın ilk belgesellerindendir.90

Gazi Mustafa Kemal Paşa 18 Ocak 1923 Perşembe günü beraberinde Fevzi ve Kazım Paşalar, basın mensupları İstanbul’dan gelenlere ilaveten, Başkumandanlık ve Batı Cephesi karargahı subayları I. Ordu K. Nurettin (SAKALLI) Paşa, III. Kolordu K. Şükrü Naili (GÖKBERK) Paşa IV. Kolordu K. Kemalettin Sami (GÖKÇEN) Paşa ile I. Tümen K. Alb. Abdurrahman Nafiz (GÜRMAN) ve 61. Tümen K. Alb. Salih (OMURTAK) olduğu halde saat 10:00 civarında İzmit’ten arabalarla Derince’ ye istasyonuna geldiler. İstasyonda I. Ordu komutanı Nurettin Paşa tarafından, askerî birliklerin denetlemesi Başkomutan’a arz edildi. Denetlemeden sonra Mustafa Kemal Paşa, birlikleri tren yolunun iki tarafına yayarak resmî geçit yaptırdı. Yanındaki komutanlara memnuniyetini beyan etti. Derince’ den ayrılan tren Yarımca istasyonuna gelmiş ve burada da bir saate yakın kalmıştı.91 Başkumandan Yarımcalılar tarafından büyük bir heyecanla karşılandı, her taraf Türk Bayrakları ve defne dalları ile süslenmişti. Paşa için bir dana kurban edildi ve kendisine şehrin anahtarı verilerek kentin hemşehrisi ilân edildi. Gazi Paşa burada halkla samimi sohbette bulundu. İstasyona getirilmiş öğrencilere “Nasılsınız Küçük Hanımlar” diyerek mini mini kızlara iltifatlarda bulundu. Tren istasyonunun bulunduğu meydanda askerî birliklerin resmî geçidini izledi. Ve halkın coşkun tezahüratları ile Yarımca’dan ayrıldı.

Gazi Paşa ve beraberindekiler 5 km sonraki istasyon olan Hereke’ye – yine halkın coşkun tezahüratları ile- geldiler. Burası da bayraklar ve defne dalları ile süslenmişti. İstasyonda Fabrikayı Hümayun Camii İmamı Mustafa (ERTEGAN)’ın da bulunduğu kalabalık halk ile Fabrikayı Hümayuna ait olan Rüştiye Mektebi öğrencileri tarafından karşılandı. Hereke muhtarı Süleyman (KANTİN) Efendi’nin hazırladığı kurbanlar kesildi.92 Daha sonra III. Kolordu komutanı Şükrü Naili Paşa ve Fabrikayı Hümayun Müdürü Agah (ATEŞ) Efendi tarafından resmî tören yapıldı. Karşılama töreninden sonra Başkumandan beraberindekilerle, fabrikanın deniz kenarında bulunan misafirhanesinde –Kayzer Kasrında- öğle yemeği yedi.93 Daha sonra fabrikayı gezen Mustafa Kemal Paşa müdüriyet binasının önündeki meydanda toplanan halka konuşma yaptı. Konuşmasında Millî Mücadele’de yapılan fedakarlıkları ve kahramanlıkları öven Başkumandan, mücadelenin bitmediğini, Lozan Konferansı’nın olumlu sonuç vermesini temenni ettiğini, ancak ordularımızın her türlü harekata hazır olduğunu ifade etti.94 Konuşmasından sonra Sümer İlkokulu binasında bulunan III. Kolordu karargahına (şimdiki Sümer İlköğretim Okulu) giden Başkumandan burada bir müddet dinlendi.

Kolordu karargahından Lozan’da İsmet (İNÖNÜ) Paşaya şu telgrafı çekti: “İki üç günden beri Fevzi ve Kazım Karabekir Paşalar Hazeratı ile birlikte orduyu teftiş etmekteyiz. Bu telgrafı Hereke’den yazıyorum. Meşhüdatımdan (denetlemelerde gördüklerimden) memnunum. İki gün sonra Bursa ve Balıkesir mıntıkalarına geçip teftişata devam edeceğiz. Malümat ve muhabbet”95 Daha sonra fabrikanın yine deniz kenarında bulunan misafirhanesine giderek komutanlarla Boğazlar bölgesine yapılacak mutasavver taarruzi harekatı görüştü. Başkumandan ve komuta heyeti geceyi burada geçirdiler.96

Başkumandan ertesi sabah trenle Tavşancıl’a geldi. Beraberinde askerî ve mülkî erkan ile gazeteciler olduğu halde otomobillerle önce Tavşancıl’da Harmanbağı mevkiinde ki 56. Topçu Alayı karargahına giderek burada bir müddet dinlendiler. Daha sonra kuzey tarafta – Çerkeşli köyü civarındaki- Bağdat yoluna çıktılar. Oradan yine arabalarla Gebze sırtlarına giderek askerî birlikleri denetlediler. Denetleme sırasında Tavşancıl’da bulunan Topçu Alayına atışlı talim yaptırılırken Piyade Birliklerine hücum talimleri icra ettirildi. Yapılan manevraları bilfiil izleyen Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, askerî kıtalara verdiği çeşitli faraziyelerle bizzat talimler yaptırdı. Genelde İstanbul üzerine yapılması plânlanan taarruzi hareketleri içeren bu tatbikattan sonra, yine arabalarla Tavşancıl’a dönüldü. Buradan Afyon Savaşına katılan gaziler Başkumandan’a takdim olundu. Paşa bu birlikle birde resim çektirdi.

Bu sırada tatbikatı izlemiş olan Hakimiyeti Millîye gazetesinin imtiyaz sahibi muharriri – Sinop Mebusu- Recep Zühtü ( SOYAK) Başkumandan’ dan intibalarını soruyordu. Gazi Paşa derin bir memnuniyet içinde; “Zaten iyi bulacağımdan emin idim, fakat gördüğüm şeyler ümidimin de, arzumun da hududunu aştı” cevabının vermişti.97 Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı Fevzi Paşa tatbikattan sonra geri dönmeyerek yine otomobille İstanbul’a gitmişti.98 Bu sırada özel tren İzmit’e dönmek üzere gerekli hazırlığı yapmıştı.99 Tavşancıl halkı ise büyük kurtarıcıyı dinlemek üzere Tavşancıl İstasyon Baş memuru Stefanides Efendi tarafından istasyonun doğu bölgesinde ve deniz tarafında hazırlanmış olan meydanı doldurmuştu.100 Gazi’nin geçeceği ve konuşma yapacağı yer, evlerden getirilen halılarla kaplanmıştı.

Mustafa Kemal Paşanın konuşma yaptığı yere beraberindeki askerî erkanı ile gazeteciler olduğu halde geldiğinde Tavşancıl Muhtarı Rasim (BALBAL) Ağa, İmam Hafız Ahmet (YOZGATLIOĞLU) Efendi ile Öğretmen Mehmet (ARAPOĞLU) Bey tarafından karşılanmıştı. Bu sırada O’nun konuşacağı yerde, Millî Kahramanlarımızdan Kara Fatma ve Pembe Hatun yanyana ve askerî kıyafetleri ile nöbet tutuyorlardı.101 Başkumandan’ın gelişleri sırasında ilk mektep talebeleri “Mustafa Kemal Paşa” marşını söylüyorlardı. Köy Muhtarlığı tarafından hazırlanan dananın kurban edilmesinden sonra Başkumandan konuşmasını yapmıştı.

Tavşancıl istasyonu yanındaki meydanda halka hitap eden Mustafa Kemal Paşa özetle “Annesinin vefatından büyük üzüntü duyduğunu, ancak milletine sağlık ve selamet dilediğini, Büyük Zaferi kazanmakla her şeyin tamamlanmadığını, Lozan’da Barış Görüşmelerinin devam ettiğini, görüşmelerin olumlu olmasını temenni ettiklerini” belirtiyordu.

Ayrıca Gazi Paşa konuşmasında, Eskişehir’den beri yaptığı askerî denetlemelerde ordumuzu çok iyi bulduğunu ve bundan da çok memnun olduğunu ifade ediyordu. Başkumandan Yeni Türkiye Devletinde eğitim ve ekonomik yönden yapılacak çok şeyin olduğunu” belirtmekle konuşmasına son vermişti.102 Tavşancıl Okulundan Muallim Mehmet (ARAPOĞLU) Bey, halkın adına kendisine hoş geldin ve bağlılıklarını bildiren cevabi konuşma yapmıştı.103 Konuşmalardan sonra aynı yerde askerî ve sivil erkan ile köyün ileri gelenlerinin katıldığı öğlen yemeği yenmişti. Yemekten sonra Tavşancıldaki 56. Topçu Alayı –bir taburu burada çadırlı ordugahta idi- askerleri aralarında süngü talimi, tüfek söküp- takma gibi askerî gösteriler yapmışlardı. Gösterileri beraberindeki komutanlar ve halkla birlikte izleyen Başkomutan, yine özel treni ile İzmit’e hareket etti. Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa İzmit’e dönerken de yine Hereke ve Yarımca istasyonlarından coşku ile uğurlanmıştı. İzmit’e dönerken İstanbul’lu gazetecileri kabul etmiş kendilerinin Lozan Antlaşması ve Yeni Türk Devletini şekli üzerindeki sorularını cevaplamıştır. Başkumandan İzmit’te yaptığı konuşma sırasında ifade ettiği şu cümleler Hereke ve Gebze bölgesine yaptığı gezinin amacını açıklayan en güzel ifadelerdir. “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin muzaffer orduları yeni zaferler elde etmek aşkından müstağni değillerdir (zaferlere doymuş değillerdir). Fakat bu zafer aşkı, milletin selamet ve saadetini temin aşkından doğmaktadır.” (Ordularımız zafer yerine barış istemektedir.)104 Başkumandan İzmit’te de halkla konuşmalar yaptıktan sonra geceyi yine İzmit Kasrında geçirdi. Ertesi gün beraberinde Kazım KARABEKİR Paşa olduğu halde ve diğer erkan / ilgililer ile Bursa’ya hareket etti.105

Sonuç
Kocaeli Yarımadası, Anadolu coğrafyasını bütünleyen ve o’nun jeostratejik değerini arttıran Boğazların en hassas bölgesidir. Nitekim, Mondros Mütarekesi ile birlikte Osmanlı Devleti’nin topraklarına ve denizlerine dolan İtilâf Devletleri arasında İngiltere, Kocaeli bölgesini seçmiştir. Bu suretle İngiltere 18. Yüzyıldan beri plânlamasını yaptığı Boğazlar ve Kocaeli Yarımadası’na hakim olma hevesini tatmin etmiş oluyordu. Hereke Kocaeli Yarımadası için son derece stratejik bir konumu sahipti. İzmit Körfezi’nin en dar yerinde ve ortasında oluşu, demir ve karayollarının üzerinde bulunması bu kentin değerini arttırıyordu. Nitekim Osmanlı Devleti gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’de Hereke’ye Kocaeli’ye yerleştikten sonra ülkeye hakim olmuşlardır. Hereke’nin bir başka değeri de 1843 yılından beri faaliyet gösteren Fabrikayı Hümayun (Saraya ait / Padişahın himayesindeki fabrika) idi. Yünlü ve ipekli olarak, kumaş, perde ve halı dokunan bu fabrika –bölgedeki Seymendeki Çuha ve Karamürsel’deki Kuman fabrikalarının İngiliz gemileriyle çalışmaz hale getirilmesine karşın- Kurtuluş Savaşı boyunca faaliyetini devam ettirmiştir.

Kurtuluş Savaşında İstanbul’dan Anadolu’ya gönderilen – veya kaçırılan- personel ve malzemenin %23’ü İzmit Körfezi’nin iki kıyısı- Karamürsel ve Hereke bölgeleri – üzerinden gönderilmiştir. (Her iki kentin iskeleleri Osmanlı’nın Kuruluş Yıllarından (1326-1328) beri deniz ulaştırmasına hizmet vermektedir.) askerî malzemeler körfezin güneyinden –Karamürsel civarından- nakledilirken askerî personel Körfezin kuzeyinden yani Hereke bölgesinden Ankara’ya geçirilmiştir. Bunun yanında Hereke İskelesi Karamürsel halkı için denizden sığınma yeri olmuştur. Örneğin İsmet (İNÖNÜ) Paşa Hereke’nin 20 km kuzeyinde bulunan Üsküdar- Kurtçalı- Geyve ekseninden Ankara’ya geçmiştir. Bu nedenledir ki İngiliz komutanlık Hereke de Tugay gücünde – 242. Tugay – askerî birlik konuşlandırmıştır. Ancak bölgede teşkil olunan Kuva-yı Millîye veya milis güçler Ankara – İstanbul bağlantısını kesintisiz biçimde devam ettirirlerken bölge halkının moralini yüksek tutmuş, azınlıkların kurduğu çeteleri etkisiz hale getirmişlerdir. Bu nedenledir ki İngiliz komutanlık, önce Kuva-yı İnzibatiye adıyla saraya bağlı Osmanlı Birliklerini bölgeye getirmiş, Ankara bağlısı kuvvetlerin bunları dağıtması üzerine, Yunan birliklerini (11. Tümen) bölgeye yerleştirmiştir.

Kocaeli’nin kurtarılışı Sakarya Savaşından önce olmuştur. İnönü Muharebelerinde (6 Ocak –1 Nisan 1921) durdurulan Yunan Ordusu yeni bir taarruz harekâtına karar vermişti. Bir taraftan Yunanistan’dan getirilen yeni kuvvetlerle ordu güçlendirilirken, diğer taraftan da Anadolu’ya – örneğin Kocaeli bölgesine- dağılmış birlikler de Uşak bölgesinde toplanıyordu. İzmit, 11. Yunan Tümeni’nin bölgeden çekilmesinden sonra Mürettep Kolordu tarafından kurtarılmıştır. (28 Haziran 1921) Ancak Kolordu komutanlığı İngilizlerin her türlü savunma tertip ve tedbirlerini aldıkları Derince – İstanbul istikametine harekat geliştirmemiştir. Kuvvetlerimizin Derince – İstanbul istikametindeki harekatı, Büyük Taarruz ve Takip Harekatı (26 Ağustos – 18 Eylül 1922)’ndan sonra vuku bulmuştur. Özellikle, Mudanya görüşmelerinin sürdüğü 3 – 12 Ekim 1922 tarihlerinde III. kolordu birlikleri Kocaeli yarımadasında Hereke’yi de içine alan bölgeyi kurtarmış, İstanbul Boğazı’nın 15 km yakınına kadar yaklaşmıştır. Mütarekenin yürürlüğe girdiği 15 Ekim günü Kocaeli Yarımadasının Gebze’ye kadar olan bölümü TBMM’nin kontroluna geçiyor, III. Kolordu Hereke’ ye konuşlanıyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa Kocaeli’ye iki kez gelmiştir. Her gelişinde O’nun özel yaşamına ait önemli olaylar meydana gelmişti. İlk gelişinde İstanbul’dan Adapazarı’na gelen annesi Zübeyde ve kardeşi Makbule Hanımlar ile görüşmüş, daha sonra birlikte Ankara’ya dönülmüştü. İkinci gelişinde ise daha Eskişehir’de iken Annesinin İzmir’de vefat ettiğini öğrenmiş gezisini önemi nedeniyle cenaze törenine gidememişti.

Yine bu iki gezisinin birbirine benzeyen bir diğer tarafı, bölgedeki askerî birliklerin her iki ülke başkumandanları tarafından -savaş hazırlığı yönünden- denetlenmiş olması idi. İlkinde Türk ordusunun Büyük Taarruzun zamanı tespit edilmiş, bu nedenle Kocaeli grubu ve bölgesindeki diğer birlikler etkin biçimde denetlenmişti. Öte yandan Yunan Başkomutanlığına yeni atanan Hacı Anesti ise aynı tarihlerde -ve taarruz düşüncesi ile- bölgede denetlemeler yapmaktaydı. Kısacası 1922 Haziran ortalarında iki başkomutan ordularını denetliyordu. İkisinde de “Taarruz düşüncesi” vardı. İkinci gelişinde ilkine nazaran bu tip benzerliklerinin yanında büyük farklılıklar da vardı. Ordularımız “Büyük Zaferi ” kazanmış, Misak-ı Millî esasları paralelinde Mudanya’da “Ateş Kes” imzalanmıştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ulusun egemenliğini –tamamiyle ele almak üzere- Padişahlığı kaldırmıştı. Lozan barış görüşmeleri bu esaslar içinde yapılıyordu.

Öte yandan Lozan Barış Antlaşması’nın ardından kurulacak olan yeni Türk Devleti’nin ekonomik, idarî ve siyasî esaslarını belirlemek gerekiyordu. Bu nedenle, “I. İktisat Kongresi”nin toplanması plânlanmıştı. Mustafa Kemal Paşa bu başarıların en büyük payının sahibi BMM Reisi ve Başkumandan olarak yaptığı bu gezisini bu esaslar paralelinde icra etmişti. Bu bağlamda olarak Lozan Görüşmelerinin olumsuz gidişine karşılık Boğazlar bölgesine yapılması düşülen taarruz harekâtı için ordularımız denetleniyor, manevralar yaptırılıyordu. Enteresandır bu sırada Yunan kuvvetleri Batı Trakya’da yığınaklanmayı, İngiliz kuvvetleri de Gelibolu yarımadasında toplanmayı plânlıyorlardı. Bu gezinin bir diğer özelliği toplantıların, denetlemelerin ve manevraların filme alınarak belgelenmesiydi. Kurtuluş Savaşımızın en önemli belgelerinden birisi bu gezi sırasında oluşturulmuştu.

Mustafa Kemal Paşanın ilk kez geldiği Hereke ve bölgesinin, bir başka özelliği ise Mudanya Mütarekesi ile kurtarıldıktan üç ay sonra, Başkomutanını misafir etmesidir. Gazi Paşa bölgede, bir taraftan Lozan Barış Konferansı gidişatına bağlı olarak askerî birlikleri denetlerken diğer taraftan halkla yaptığı konuşmalarda, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılması için yapılması gerekenlerden ve yapılacaklardan söz ediyordu. Gazetecilere verdiği demeçlerle “Yeni Türkiye”nin temel esaslarını da açıklıyordu. Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa orduları denetler, onlara tatbikat ve manevra yaptırırken bile yeni Türk Devletinin çağdaşlığını, uygarlığını düşünüyor bunun içinde barışın gereğine inanıyordu. O’nun düşüncelerini Vakit Gazetesi’nin 20 Ocak 1923 tarihinde yayınlanan demecinin şu satırında bulmak mümkündür.

“TBMM Orduları yeni zaferler yerine idarî, eğitim ve ekonomik sahada başarılar istemektedir. Bunlara ihtiyacımız vardır. Millet olarak bu başarılar elde edecek güçte ve azmindeyiz.”

Dipnotlar
1 Clemens Bosch, İzmit Şehrinin Muhtasar Tarihi, Tercüme: O. Nuri Arıdağ, Kültür Bakanlığı Yay. Dev. Basımevi İst. 1937; Şeref Kayboğazı, İzmit – Sapanca – Adapazarı  Vadisi İst. 1939 s. 25 – 29.

2 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.b.C.1 TTK Ank. 1982, s. 127; Hammer Osmanlı Tarihi, Ata Bey Tercü, C.2 Sabah Yay. İstanbul 1987 s. 98 -103.

3 Hoca Sadettin Efendi Tacüt – Tevarih I. C. Kültür Bakanlığı Ank. 1992. S.62-66 (Marmara Denizi’ndeki İmralı Adası bu Gazimiz tarafından feth edilmiş, adını ondan almıştır.)

4 ATASE   1/3   Kls. 6 Dos. 25 Fih 3 -5.

5 Türk İstiklal Harbi (TİH)  C.1, “Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı” Ankara 1992 s. 36 – 49.

6 ATASE, Kl. 51. Dos. 17-1 F.4-5 Deniz Müzesi ( Dz. Mz) Def. 484. s.136-138.

7 ATASE, İstiklal Harbi (ISH) –1,  Sıra 896,  Kutu 3, Gömlek 162, Tarih 19-12-1918;  Kazım Aras, “ İstiklal Savaşında Kocaeli Bölgesindeki Harekat”, 102 sayılı Askeri Mecmua Tarih Eki, (Sayı .43) İst. Eyl. 1936, s. 5-7.

8 Adnan Sofuoğlu, Kuvayi Millîye Döneminde Kuzey Batı Anadolu, Genkur Basımevi, Ank. 1994 . s. 69.

9 Bir süre sonra Kiraz Hamdi Paşa tarafından I. Fırka İstanbul – Selimiye Kışlası’nda XXV. Kolordu bağlısı olarak yeniden teşkil olunmuştu. K. Ara,s a.g.e., s. 7-8.

10 Yusuf Çam, Millî Mücadele de İzmit Sancağı, İst. 1993 s. 48.

11 TIH  C.II, Kıs. 2, Genkur Ya. Ank.1991, s. 397.

12 Hereke de işgal dönemini yaşamış,  İrfan Akacık (1907- 2000)’dan Haziran 2000; Nazım Gür (1911- ) ile Emine Erikli (1912- )’den 2-15 Mayıs 2001 tarihlerinde dinlenen bilgiler değerlendirilmiştir.

13 Daha geniş bilgi için bkz.; Fethi Tevetoğlu, Millî Mücadele Yıllarındaki Kuruluşlar, TTK. Ank. 1991; Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, 9.b Kastaş Yay. İst. 2000 s. 120-131 (Kuvayi Millîye) Fahri Can, “ Karakol Cemiyeti Nasıl Kurulmuştu?”, Yakın Tarihimiz (YT) C. IV. İskit Yay. İst. 1963, s.48 ; Muharrem Giray, “İstanbul İşgalinde Gizli Bir Teşkilat Karakol Cemiyeti” Yakın Tarihimiz, C.I, S.II. Ayrıca Mustafa Kemal “Nutuk” ta Karakol Cemiyetinden  söz etmektedir. Nutuk, C.I. Millî Eğitim Basımevi, İst.  1973  S.86 –87 ve S.320 – 323

14 F. Can, “İlk Millî Kuvvet Nasıl Kurulmuştu ?”, Yakın Tarihimiz, CI. İst. 1962. S.334-335, S. 395 ; A. Sofoğlu, a.g.e., s. 70 ; TİH, C II, Kıs. 2 S.63…

15 Yahya Kaptan için bkz. Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal İsyan, C. IV. İst. 1990. S. 7-59 ; İlker Özdemir, Yahya Kaptan, Gebze 1977 ; Şükrü Uras, Yahya Kaptan, İst. 1968 ; Y. Cevdet Baykal “İstiklal Harbinin İlk şehidi Yahya Kaptan”, Tarih Coğrafya Dünyası, Say.1 İst. 1959, s. 49-57.

16 Nutuk, C. I, S. 377-402

17 ATASE,  ISH –7B s. 10092 Kutu 366, Gömlek  83, Tarih  07. 01. 1920

18 ATASE,  ISH-1, s. 4103, Kutu 58 Gömlek 28,  Tarih 10. 01. 1920; ATASE,  ISH-1, s.4122, Kutu 58 Gömlek 47,  Tarih 11. 01. 1920.

19 Hereke Fabrikayı Hümayun : İzmit Çuha Fabrikası’nın yapımı için görevlendirilen Ohannes ve Bogos Dudyan Biraderler tarafından inşa edilmiştir. Saraya ait olan fabrika yünlü ve ipek halı, perde, örtü ile yünlü ve ipekten kumaşlar üretiyordu. İstanbul’a yakın olduğundan tren veya vapurla devlet erkanı tarafından ziyaret edilen fabrika, 1894 ve 1898 yıllarında Alman İmparatoru II. Wilhem ve 1910 yılında Sultan V. Mehmet ( Reşat) tarafından da ziyaret edilmişti. Ziyaretler nedeniyle deniz kenarında köşk ve misafirhane inşa edilmişti. Bu yapılar “ Kayzer Köşkü, Kayzer Misafirhanesi adıyla”  halen tarihi özelliklerini korumaktadırlar. (M. Kenan Kaya – Yaşar Yılmaz – Sara Boynak – Vahide Güzgör, Millî Saraylar Koleksiyonun da Hereke Dokumaları ve Halıları, TBMM Yay. İst. 1999. 

20    ATASE, ISH – SA, s. 1289, K. 180, Göm.  46,  Tar. 29-12-1918; ATASE, ISH – 7A, s. 4886, K. 373, Göm. 110,  Tar. 01. 02. 1919; ATASE, ISH – 7A, s. 4766, K. 380, Göm. 89,  Tar. 09. 06. 1919.                                   

21 ATASE,   ISH.- 7A.   s. 4673, K. 380, Göm. 67,  Tar. 31. 05. 1919.

22 A. Sofuoğlu,  a.g.e., s. 342-350; Yusuf Çam, a.g.e., s. 93-104.

23 A. Sofuoğlu, a.g.e.  s. 352-370.

24 TİH. II. C. 2. Kıs  s. 397.

25 A.g.e. S. 398.

26 A.g.e., s. 395

27 Bu tarihten (Haziran 1920) itibaren Ermeni ve Rum çetelerinin faaliyetleri en az seviyeye düşerken bölgedeki Türk Millî kuvvetleri Batı Cephesi’ne bağlanmıştır. Örneğin Karamürsel bölgesindeki Gökbayrak Çetesi ile Kandıra Cebu tarafındaki İpsiz Recep Çetesi 41. Alayın kuruluşunda yer almışlardır (ATASE Gökbayrak Taburu Koleksiyonu, Klasör 32, Dos. 186, Fihrist 1-18)

28 O günleri yaşayan Nazım Gür ve Emine Erikli Yunan birliklerinin kaldıkları evleri ve konuşlandıkları bölgeleri anlatmışlardır.

29 Esasen  A. Fuat Paşa’nın Kuva-yı İnzibatiye ’ye yaptığı taarruzların Derince – Hereke bölgesine gelmemesi için İngiliz kuvvetleri gerekli tertip ve tedbirleri almışlardı. Hatta denizden ve havadan birliklerimize ateş açmışlardı. K. Aras, a.g.e., s.13; A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 370.

30    ATASE ISH. 14A, s. 1550 K. 1012, G. 63,  Tar. 30. 05. 1920; ATASE ISH. 9A, s. 5595,  K. 518,  G. 75,  Tar. 03. 06. 1920.   

31    ATASE ISH – 10 A,  s. 1776,  K.643,  G 103,  T. 21.06.1920; ATASE ISH – 14 A,  s. 3428,  K.974,  G 78,   T. 15.07.1920.

32 ATASE  ISH –  9 B,  s. 6543,  K. 546,  G. 20,  T. 30.06.1920; ATASE  ISH –  9 B,  s. 7204,  K. 556,  G 23,   T. 20.07.1920.

33 ATASE  ISH –  9 B,  s. 8301,  K. 545,  G. 160  T. 25. 08.1920.   

34 ATASE  s. 9151,  K.558,   G. 47,   T. 20. 09.1920.

35 Arı  İnan, Tarihe Tanıklık Edenler, Çağdaş yay. İst. 1972 S. 33-35.

36 TİH. VII. C (İdari Faaliyetler) Ank. 1975. S. 98- 111.

37 TİH II.C 2, Kıs. Ank. 1999, s. 294-296; 380-382.

38 TİH II.C 3, Kıs. Ank. 1994 s. 37-44 ( Aynı tarihte – 9 Kasım 1920 – Batı Cephesi ikiye ayrılmış. Batı Cephesi’ne İsmet Bey kumanda ederken Güney Cephesi’ne de Refet  (BELE) Bey kumanda etmiştir.)

39 A.g.e., s. 115; Kazım Özalp, Millî Mücadele, C.I, TTK Ank. 1998, s. 171-173.

40 K. Özalp, a.g.e., s. 176-177.

41 TİH. II.C, 4. Kıs. , Ank. 1974, s. 22-33.

42 Oğlu Kral I. Allexandre’ın Maymun tarafından ısırılmasından sonra (27 Ekim 1920) ülkeye dönen Kral Kostantin kesin sonuçlu bir taarruz harekatı için Yunanistan’da seferberlik ilân etmişti. 13 Haziran da Anadolu’ya gelen Kral Sakarya Savaşı (23 Ağustos – 13 Eylül 1921) sonunda geri dönmüştür. ( Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu , Ank. 1988. s. 229 -278)

43 ATASE 1/ 4257, Kls. 1013, Dos. 1 Fih. 56 (MMV Fevzi (ÇAKMAK) Paşanın  “Beklenen Yunan Taarruzu”’na ait değerlendirmesini içeren 8 Mayıs 1921 tarihli yazısı)

44 TİH. II.C 4 Kıs., s. 130 –138.

45 Talat Yalazan, Türkiye’de Yunan Vahşet ve Soy Kırımı Girişimi , 2. C. Ank. 1994. S. 102 – 105 ; Y. Çam, a.g.e., s. 185. 

46 K. Özalp, a.g.e., s. 179.

47 Y. Çam, a.g.e., s. 189.

48 Hikmet Bayur, XX. YY.’da Türklüğün Tarih ve Acun Siyaseti  Üzerindeki Etkileri,  TTK, Ank. 1989, s. 298-309.(Yazar İngiliz birliklerinin özellikle Derince bölgesinde tarafsız bölge olduğu iddiasından söz etmektedir. Ancak böyle bir belgeye rastlanmamıştır. Nitekim askerî komutanlarda İngilizlerle yapılan görüşmelerde bunu doğrulamaktadırlar.)

49 BMM I. Dönem Zabıt Ceridesi, C. 23 s. 276; Nutuk, s. 283-284.

50 Nutuk, 284, Tevfik Bıyıklıoğlu, Trakya’da Millî Mücadele, TTK. Ank. 1992, s. 442-444

51 Nitekim Batı Cephesi Komutanı İsmet (İNÖNÜ) Paşa 30 Eylül 1922 günü Mudanya Konferansı’nın cereyanı sırasında kıtaların Kocaeli Yarımadası’nda Yarımca – Şile Hattına kadar ilerleyebileceklerini, Hiç olmazsa Süvari keşif kollarımızın 3 Ekim 1922’ye kadar buralarda mevkilenmelerini istemekte idi. (TİH. II. C. , 6. Kıs. , III. Kit. s. 99.)

52 İkdam 4 Ekim 1922.

53 BMM Gizli Celse Zabıtları, C. 3 s. 906 (M. Kemal Paşa’nın konuşmaları).

54 İkdam   7,8,9 Ekim  1922;  Anadolu’da  İleri   7,8,9  Ekim 1922.

55 TİH. II.C. 6. Kıs. 4. Kit. S. 141-143.

56 ATASE Kutu 2, Dosya 20 Fih. 1-116 ( 3. Kolordu Tarihçesi 1911-1923)

57 Şükrü Naili Paşanın kızı Saadet Gökberk ile yapılan görüşme.

58 Vakit 7 Ekim 1923.

59 Sabahattin Özel, “Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın Adapazarı ve İzmit Gezisi”, Türk Dünyası Araştırmaları, İst., Haziran 1988s. 25-47.

60 TİH. II.C, 6. Kıs. 1. Kit. Ank. 1994 s. 192-200.

61 Nutuk, II.C s. 270 – 276 ; K. Özalp, a.g.e.,  s. 229.

62 A.g. yerler.

63 Mehmet Önder, Atatürk’ün Yurt Gezileri, T. İş Ban. Yay. Ank. 1975 s. 201.

64 1970’li yıla kadar Vali Konağı olarak kullanılan bu binada halen çeşitli dernekler ( Kuva-yı Millîye……) faaliyet göstermektedir.

65 Bilindiği gibi 28 Haziran 1921 Tarihinde İzmit Yunanlılardan kurtarılmıştı, İtilâf Donanmasının Özellikle Yunan Savaş gemilerinin kıyılarımıza zarar vermeleri için topçu bataryaları konulmuştu.

66 Muharrem Giray, “Büyük Türk Dostu C. Farrare’in Atatürk’ü Ziyareti” Yakın Tarihimiz 2.C, s. 356-358;  S. Özel, s. 32.

67 Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi, 2.b. TTK. Ank. 1988, s. 334-335.

68 Rıfat Yüce, Kocaeli Tarih ve Rehberi, İzmit 1945 s. 130-138; Avni Öztüre, İzmit Tarihi, İst. 1981, s. 195-197.

69 10 Ağustos 1920’de Türklüğü yok eden ve  Osmanlı Devleti tarafından imzalanan Sevr Antlaşması Ankara Hükûmeti tarafından tanınmamıştı. Hatta Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920’de çıkardığı 37 sayılı kanunla Antlaşmayı imzalayanları ve Anlaşma ile ilgili toplanan Şurayı Saltanatta olumlu oy kullananları kınamıştı. ( Düstur 3. Tertip I.C. s. 48 )

70 R. Yüce, a.g.e., s. 138-139.

71 S. Özel, a.g.e., s. 39.

72 Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, IV. C. TTK, Ank. 1996 s. 483.

73 Sabahattin Özel, “Türk Ordusunun Özel Sektörde İlk Defa Yer Alması ve Atatürk ‘ün Büyük Taarruz Öncesinde Kocaeli Grubunu Denetlemesi” Askeri Tarih Bülteni, sayı:49, Ank. 2000. S. 139-146. (Askeri denetlemelerle ilgili geniş bilgi vardır.)

74 Mehmet Önder, a.g.e., s. 202-204; Utkan Kocatürk, a.g.e., s. 374 – 375.

75 Nutuk, 2.C. s. 312-313.

76 TİH II. C , 6. Kıs, 4. Kit. Ank. 1995 s. 165 – 168. (Görülmektedir ki Kurtuluş Savaşı’nda 1881doğumlar yani 41 yaşında olanlar da yükümlü olarak savaşmışlardır.)

77 A.g.e., s. 252 –  253; Bilal N. Şimşir, Lozan Telgrafları, TTK. Ank. 1990. S. 254.

78 B. Şimşir, a.g.e., s. 270.

79 TİH. II.C. 6. Kıs. 4. Kit. s. 202-213; B. Şimşir, a.g.e., s. 271.

80 TİH. II.C . 6.K. 4. Kit. s. 252-253.

81 Mayınlar, Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra Şubat 1924 temizlenmiştir. (Dz. K.’leri Lalahan Arşivi Bahriye Dairesi Dosyası Şubat 1924 olayları)

82 Harp Tarihi Vesikaları (Belgeleri) Dergisi  (HTVD), sayı 66, Belge No: 1489.

83 Selahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, II. C,  TTK. Ank. 1991, s. 324. (158-159 dipnot)…..

84 Aynı yer. (161 numaralı dipnot)

85 TİH. II. C. 6. Kıs. 4. Kit. s. 273 – 276.

86 Rahmi Apak, Yetmiş Bir Subayın Hatıraları, E. U (Genkur) Bas. Ank. 1957 s. 266-267. (Yazar bu sırada I. Ordunun İstihbarat subayıdır.)

87 B. Şimşir, a.g.e., s. 381-382.

88 16 Ocak 1923 tarihli  “ Hakimiyeti  Millîye” gazetesi; 30  Kasım  1929 tarihli Millîyet Gazetesi. (Geziye katılmış olan, Siirt Milletvekili Mahmut (Soydan)  Bey  “ Gazi ve İnkılap “ adlı telrikayla bu geziyi anlatmaktadır.)

89 Hakimiyeti Millîye 17 Ocak 1923; Arı İnan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir – İzmit Konuşmaları , TTK. Ank. 1982, s. 39.

90 Atilla Oral, “Mustafa Kemal Paşa Kocaelinde” Özgün Kocaeli, 19 Ocak 2003 (Bu çalışmayı yaparken Atilla Oral ile sık sık görüştüm. Filmlerden bana bahsetti. Ancak bütün aramalarına rağmen  (Mimar Sinan Üniversitesi, Genelkurmay Foto Film Merkezi) bu filmlere ulaşamadım.

91 Hakimiyeti Millîye, 18 Ocak 1923;  A. Öztüre,  s.199 – 200; Mehmet Önder, a.g.e., s. 204.

92 Karşılamada bulunan İrfan AKACIK’dan dinlenmiştir.

93 Hakimiyeti Millîye, 18 ve 19 Ocak 1923.

94 A.g. gazeteler.

95 B.Şimşir, a.g.e., s. 399.

96 Hakimiyeti Millîye, 19 Ocak 1923;  İrfan Akacık,  Nazım Gür ve Hanife Erikli olayı doğrulamaktadırlar.

97 Hakimiyeti  Millîye,  18 Ocak 1923;  Milliyet,  6, 7 Aralık 1929 (Gazi ve İnkılâp)

98 İkdam,  20 Ocak 1923.

99 Bu kısım Nuri Gür’den dinlenmiştir.

100 ATASE ISH – 3A s. 2348 K.140 G.4 T.19.01.1923.

101 Hakimiyeti Millîye,  21 Ocak 1923 ; Nazım Gür’ün anlattıkları. Kara Fatma, Kurtuluş Savaşı’nda Kocaeli bölgesinde kendisine bağlı kuvvetlerle yararlıklar göstermiştir. (Daha geniş bilgi için bkz. Aynur Mısırlıoğlu, Kuvayi Millîye ’nin Kadın Kahramanları, İst. 1994, s. 106 – 112)  Pembe Hatun ’da yine yörede isim yapmış bir kadın kahramanımızdır.

102 Hakimiyeti Millîye, 18 Ocak 1923;  Milliyet,  6,7 Aralık 1929 ( Gazi ve İnkılâp); Nazım Gür’ün anlattıkları.

103 Aynı gün Muallim Mehmet (Arapoğlu) Beyin isteğine uyularak Tavşancıl okulunun en çalışkan öğrencilerinden Mehmet Gürel,  Mustafa Kemal Paşa  tarafından Ankara’da okutulmuştur.  Daha sonra Mehmet Gürel Öğretmen olarak  1940 – 1975 yıllarında  Tavşancıl  ilkokulunda çalışmıştır.

104 Vakit,  20 Ocak 1923.

105 Hakimiyeti Millîye, 21 Ocak 1923;  Kazım KARABEKİR  Paşa 17 Şubat – 5 Mart 1923 tarihinde toplanan İzmir İktisat Kongresinde Başkanlık yapacaktır.

Bir Devrin Günlüğü: Tüzükat-ı Timur

https://4.bp.blogspot.com/-sOkQJ-slym4/WhxKRQ1G9_I/AAAAAAAAOi0/aJRXhMVD6Ks5-MM3IE12EM7jez94NphxgCLcBGAs/s1600/Timur-Timur%2BHan%252C%2BT%25C3%25BCrk%2Btarihinin%2Ben%2B%25C3%25A7ok%2Btart%25C4%25B1%25C5%259F%25C4%25B1lan%252C%2Bhakk%25C4%25B1nda%2Bbirbirleriyle%2Bz%25C4%25B1t%2Bfikirler%2Bileri%2Bs%25C3%25BCr%25C3%25BClen%252C%2Bkimileri%2Bi%25C3%25A7in%2Bb%25C3%25BCy%25C3%25BCk%2Bbir%2Baskeri%2Bdeha%253B%2Bkimileri%2Bi%25C3%25A7in%2Bise%2Bzalim%2Bve%2Bh%25C3%25BCrmetsizlik%2Beden%2Bbir%2Bkomutand%25C4%25B1r.%2BKimileri%2Bi%25C3%25A7in%2Bdevletlerini%2Bdayan.jpg
Timur Han, Türk tarihinin en çok tartışılan, hakkında birbirleriyle zıt fikirler ileri sürülen, kimileri için büyük bir askeri deha; kimileri için ise zalim ve hürmetsizlik eden bir komutandır. Kimileri için devletlerini dayandırdıkları büyük ata, kimileri içinse devlet katilidir. Timur Han’ın yaptıkları ve bunların vasıflandırılmalarının yanı sıra, (abartılı olarak) denilebilir ki Timur’un varlığı harici tüm mevzular tartışmalıdır. “Timur Türk müdür, Moğol mudur, Cengiz Han’la ilişiği nedir, Tüzükat-ı Timur gerçekten onun tarafından mı kaleme alınmıştır?” gibi sorular bu tartışmalı mevzulardan bazılarıdır.

Bu yazıda Emir Timur ile ilgili klasik soruların cevaplarından ziyade, kendisine izafe edilen ve kendisinin yazdığını ispatlamak için kullanılan argümanlar şahsıma da makul geldiği için Timur tarafından kaleme alınan Tüzükat üzerinden (Tüzükat-ı Timur), siyasi işlerde törenin önemi, şer’i kurallarla Tüzükat’ın kısmi ilişkisi, suçta ve cezada uygulanan ilkeler ve vergi konusundaki yaklaşımlar incelenecektir.

Tüzükat’ın Timur tarafından yazılmadığını, hatta eserin orijinalinin bile olmadığı iddia edilmiştir. Edward Granville Browne ve Vasilij Vladimiroviç Barthold bunu iddia edenlerden bazılarıdır. Timur’un okuma yazma bilmeyen, alt tabakadan birisi olduğu iddiası Tüzükat’ın ona ait olmadığına dair var olan iddiaların temel dayanaklarındandır. Eserin Timur’a ait olduğunu söyleyen görüşün dayanaklarından ilki eserin içeriğidir. Eserin içeriğinde sadece Timur’un bilebileceği şeyler vardır. İkinci dayanak ise; Tüzükat, Çağatayca’dan Farsça’ya çevrilirken çevirmen Ebu Talib El Hüseyni’nin eserin sıhhatini sorgulayacak herhangi bir şey söylememesidir. Üçüncü dayanak ise çoğu askeri terimler olan baranğar, caranğar, yasavul, şakavul gibi Türkçe kavramların metinde muhafaza edilmesidir. Bu üç dayanaktan dolayı ben de eserin Timur’a ait olduğunu söyleyen görüşü daha isabetli buluyorum.

Tüzükat-ı Timur hakkında genel bir bilgi vermek gerekirse; eser iki kısımdan oluşur. Birinci kısmında melfuzat denilen kısım Emir Timur’un, Tuğluk Temir Han ile olan ilk saltanat kavgasından başlayarak; son Ankara Savaşı’na kadar vuku bulan olayları kendi perspektifinden anlattığı 30 kengeştir. İkinci bölümse yukarıda sayılan konuları da içinde barındırmakla beraber bu konuları aşkın bir kapsamda devlet kuruluşu, teşkilatı ve idamesi hakkında kuralları içerir.

Timur Han, siyasi işlerin töreye bağlanması ve bu töreyle idame ettirilmesi hususunu önemsemiştir.

Tüzükat’ın ilk başındaki bölümde saltanatını kurmasını sağlayan on iki şeyin ardından “yine benim tecrübemle sabittir ki, hangi devlet eğer dini ve ahlaki temel üzerine kurulmazsa ve de onun siyasi işleri töre-tüzük kanunlarına sıkı bağlanmaz ise, öyle devletin cazibesi gider, heybeti yok olur.” (1) diyerek açıkça belirtmiştir. Timur Han bu ilkesini sözde bırakmamış, düzenlediği Tüzükat’ta farklı konularda birçok yönetim işini töreye bağlamıştır. Tüzükat’ta, “Kahraman Askerlerin Saf Tutma Tüzüğü“nden, “Davul ve Bayrak Verme Tüzüğü“ne; “Dost- Düşman Muamele Tüzüğü“nden, “Vezir Tutma Tüzüğü“ne kadar geniş yelpazede tüzükler vardır.

Tüzüklerdeki normların niteliğine bakılacak olursa; töreye bağlanan konular, genelde Timur Han’ın tecrübe ettiği şeylerdir. Tüzüklerde kullanılan “tecrübemle sabittir ki, bundan tecrübe almıştım” gibi ifadelerden de bu açıkça görülebilir. Bununla beraber Timur Han’a göre tüm memleketteki emir-yasak işleri padişahın kendisinden kaynaklanmalı, padişah sözünü bizzat kendi söylemeli, iş de ondan çıkmalıdır. “Saltanatımı Öz İrademde Tutma Tüzüğü“nden alınan bu maddelere bakılacak olursa normun/yasanın kaynağının padişah/ han olduğu, mutlak bir yetkinin varlığından söz edilebilir. Aynı tüzükte, diğer birçok tüzükte bahsi geçen istişareden de dem vurulmuş; saltanat işlerinde herkesin sözünün işitilmesi, herkesten fikir alınması tavsiye edilse de son karar padişaha bırakılmıştır. İstişare, yetkisiz bir danışma meclisiyle gerçekleştirilmektedir.

Uzun lafın kısası bu tüzüğe dayanarak denilebilir ki, siyasi işler töreye bağlanmıştır ve bu törelerden biri de padişahın kural koyma yetkisidir. Bununla birlikte var olan kuralın uygulanmasına çok önem verilmiş, padişah bir hüküm çıkardıysa sel gibi yürümesi, ok gibi geçmesi gerektiğini söylemiştir. Buna Gazneli Mahmud’un Gazne şehir meydanına bir taş koydurmasını, bu taşın sorunlara yol açmasına rağmen buyruk bozulamaz diye kaldırılmamasını öne sürmüştür. Yani toplum faydası buyruğun çiğnenmesi için bir gerekçe kabul edilmemiştir.
Şer’i kurallarla Tüzükat’ın ilişkisi, Tüzükat’ı okurken yer yer farklı şekillerde karşımıza çıkıyor.
https://3.bp.blogspot.com/-HvjLPeWSm9g/WhxKrBd6GuI/AAAAAAAAOi8/2XcSW7F5PhE6Wy64EB-RzrvIjAwX1QnuwCLcBGAs/s1600/Timur-T%25C3%25BCz%25C3%25BCkat-%25C4%25B1%2BTimur%25E2%2580%2599daki%2Bvergi%2Bd%25C3%25BCzenlemelerinin%2Bbu%2By%25C3%25BCzden%2B%25C3%25B6nemli%2Boldu%25C4%259Funu%2Bd%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BCn%25C3%25BCyorum%253B%2Bgenelde%2BM%25C3%25BCsl%25C3%25BCman%2BT%25C3%25BCrk%2Bdevletlerinin%2Breva%25C3%25A7ta%2Bolan%2Bhukuk%2Bd%25C3%25BCzenlemelerinin%2Bi%25C3%25A7inde%2Bvergi%2Bhakk%25C4%25B1nda%2Bpek%2Bbir%2Bh%25C3%25BCk%25C3%25BCm%2Bbulunmaz.%2BYine%2Ben%2Bbilinen%2B%25C3%25B6rnek%2Bola.jpg
Genelde İslam sonrası Türk Devletleri’nde hukuk sistemlerinde ikili bir ayrım vardır; örfi hukuk ve şer’i hukuk. Fıkhın düzenlediği alanlarda şer’i hükümler uygulanırken, devlet yönetimindeki hükümler için örfi hukuka başvurulur. Bu tüzüklerde de kimi zaman bu ayrım kendini gösterse de, şer’i kurallar ve Tüzükat ilişkisi bununla sınırlı değildir; ilginç bir şekilde bu ilişki yer yer farklılaşmıştır. Öncelikle Emir Timur; Muhammed Aleyhisselam’ın tebliğ ettiği dinde revaç verici ve yenileyici bir kişinin her yüz yılda bir çıkarılacağını düşünüyor; sekiz yüzüncü (hicri yüzyıl) yılda Emir-i Sahibkıran (Timur Han’ın fahri adı) olduğuna dair fetva verildiğini söylüyor.

Kendini bu şekilde konumlandırmasının yanı sıra; “Mülk Fethetme ve Cihangir Olma Tüzüğü“nde, “Hangi memlekette şeriat zayıf olursa, Allah’ın ulu kıldığı şeyler hor görülürse, dinin himayesi, Muhammed Şeriatının revacı için o mülke girilmesini istiyor. Saltanat ve devletime bağladığım birinci tüzüğüm şuydu ki, Huda’nın dinine, Muhammed Mustafa’nın şeriatına dünyada revaç verdim, her yerde ve her şehirde İslam Dini, Muhammed Aleyhisselam şeriatıyla saltanatımı süsledim.” demiştir. Bu ifadelerden yola çıkılarak şer’i hükümlerin ne derece önemli olduğunu, belki de saltanatı destekleyen en büyük unsurlardan birinin İslam dini olduğu söylenebilir. Kuşkusuz ki bu kabul, modern dönem öncesi devletlerde çok yaygın ve sıkça başvurulan bir referanstır.

“Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi, Tanrı’nın oğlu, Allah’ın halifesi” sıklıkla birçok milletin yöneticileri tarafından kullanılmış olan ünvanlardandır ancak din yenileyicisi sıfatı Türk İslam devletlerinde pek görülen sıfatlardan değildir. Bununla birlikte “Oğullar, Torunlar, Akrabalar, Emirler, Vezirlere Yönelik Siyaset Tüzüğü“nde hırsızın günahı ispat edilince Yasa’ya göre (Cengiz Han Döneminde yürürlükte olan kanunlar) cezalandırılmasını, halk içinde dövüşme, göz çıkarma, diş kırma, içme, zina yapma gibi fiillerde ise İslam Kadısına başvurulmasını söylemiştir. Bilindiği üzere hırsızlığın İslam Fıkhında zaten bir cezası vardır; buna rağmen Timur Han bu ceza yerine Yasa’nın uygulanmasını emretmiştir. Hırsızlık gibi cezası da Kuran’da var olan bir suç için bu hüküm alışılmışın dışında bir düzenlemedir.
Tüzükat’taki suç ve ceza ilkeleri toplu olarak bir tüzükte düzenlenmemiş; parça parça, değişik tüzüklerde düzenlenmiştir.

“Sipahilere Ücret Taksim Etme Tüzüğü“nde; vergi ödemeyenlerden döve döve vergi alınmamasını, yasa yollarını anlatarak alınması gerektiğini; hâkim çıkardığı hükümle vuruşu dövüşü engelleyemiyorsa, hâkimin hükmetmeye layık olmadığını söylemiştir. Devlete ihanet etmiş olsalar bile zanlıların öldürülmesinde acele edilmemesini, iyice soruşturulması gerektiğini; eğer birinin suçu şahitle ispat edilirse buna göre ceza alması gerektiği, kişinin işlediği günahı ispat edilince bundan cerime alıyorsa başka ceza verilmemesini tüzüklerde düzenlemiştir.

Tüzükat’ta dolaylı ya da doğrudan başka suç ve ceza ilkeleri de bulunabilir ancak genel olarak önemli gördüklerim bunlar olduğu için bunların üzerinden ilerleyeceğim. Vergiyle ilgili ceza bir sonraki paragrafta incelenecektir. Ölüm cezalarında acele edilmemesinin öğütlenmesi basit dursa da önemli bir düzenlemedir; ölüm cezalarına dair yargılama ilkeleri (savunma hakkından mahrum bırakılmama, davaların hızlı görülmesi hakkı, cezaların orantılılığı) çeşitli insan hakları belgelerinde de düzenlenmiştir. Göçebe kültüründen dolayı cezalar daha sert ve kısa sürede uygulanan nitelikte olduğu göz önünde tutulursa bu düzenlemenin önemi daha rahat anlaşılabilir. Şahitle ispat gerekliliği ve günahın ispat edilmesi sonucu bundan bir cerime çekiyorsa daha fazla ceza verilmesine yer olmaması modern ceza hukuku ilkelerine şaşırtıcı derecede yakındır. Modern ceza hukukunda da suçun fail tarafından işlendiği sabit olana kadar, faile ceza verilmez ve taksirle işlenen suçlarda fail kişisel ya da ailevi bir sebepten dolayı cezalandırılmasına gerek kalmayacak derecede mağdur olduysa artık ceza verilmez.

İnsan haklarına dair olan ilk belgelere bakıldığında -özellikle İngiliz İnsan Hakları Belgelerinde- vergi hakkının özel bir yeri olduğu görülür.

Tüzükat-ı Timur’daki vergi düzenlemelerinin bu yüzden önemli olduğunu düşünüyorum; genelde Müslüman Türk devletlerinin revaçta olan hukuk düzenlemelerinin içinde vergi hakkında pek bir hüküm bulunmaz. Yine en bilinen örnek olan Osmanlı İmparatorluğu’ndan yola çıkılacak olursa Sened-i İttifak’a kadar vergi hakkına dair büyük bir vergi düzenlemesinden haberdar değiliz; haberdar olduğumuz ya da daha doğrusu üzerinde sıklıkla durulan kanunnameler kardeş katline yönelik ya da vakıflara, faize, zinaya, kısas cezasına yönelik daha çok tebea içi ilişkiyi ilgilendiren kurallara yöneliktir.

Emir Timur, vergi işleri için tüzüğünde üç çeşit vezir belirlemiş, vergi toplamada şiddet uygulamayı yasaklamış, memleketin refahına ziyan verecek şekilde haraç toplanmasını da yasaklamıştır. Vergi toplamada dövmeyi yasaklamasının ne kadar etkin bir biçimde uygulandığını bilmemekle beraber ikna ederek vergi alınması gerektiğinin bu kadar erken tarihli bir belgede yer alması kayda değer bir durumdur. Vergide orantılılık ilkesi doğrultusunda olan halktan toplanacak haraç rüsumunun onlara ağır gelecek, memleket refahına ziyan verecek miktarda da olmaması bazı diğer belgelerde de var olsa da hükümdar tarafından verilmesi ve ardıllarına tavsiye edilmesi önemli bir hükümdür.

Sonuç olarak, Emir Timur’a dair birçok şey hakkında bir ittifaka varılamadığı gibi Tüzükat’ın ona ait olup olmadığına dair de bir ittifak yoktur. Kullanılan bazı sözcüklerin tercüme edilmiş halinde bile Türkçe olarak devam etmesi , eserin muhtevası ve çevirenin eserin sıhhatine dair bir şerhi olmadığı için tüzükatın Emir Timur’a ait olduğu daha isabetli görünüyor. Tüzükat-ı Timur’da vezir tutmadan, davul ve bayrak vermeye kadar çeşitli konular düzenlenmiştir. Bu tüzüklerde kimi zaman diğer Türk İslam devletleri gibi örfi ve şer’i hukuk ilişkisi görülmüş, kimi zaman bu çizginin dışına çıkılmıştır. Tüzüklerdeki düzenlemelerden vergiye dair düzenlemeler, tüzükat ve şer’i düzenlemelerin ilişkisi ve siyasi işlerin töreye bağlanması en dikkat çekicilerindendir.

Dipnot:
(1) Timur’un Günlüğü: Tüzükat-ı Timur; 2014, 76.
Yararlanılan Kaynaklar:
(1) Tüzükat-ı Timur.
(2) Sadri Maksudi Arsal, Türk Tarihi ve Hukuk.

 Kaynak; Tarih-i Kadim Arşiv
Türk Irkı sağ olsun!